KARADENİZ ve İNCİSİ

Sinope her halinle güzelsin

Nazlı gelin gibi engin sularda yüzersin.

Hırçın olmadığında süpersin.

Sakin, durgun olduğunda bize gülersin

Hazin hazin bazen ağlar, bizleri üzersin.

21/07/2017 Kevser YALÇIN KARADAŞ

Photo by brittany on Pexels.com

HAMSİLOS/AKLİMAN/YUVAM/ORMAN

Yeşil mavi iç içe

Bir başkadır benim memleketim

Pupa yelken giden gemisiyle

Püfür püfür esen rüzgarıyla

Sarıkum ve Karakumuyla

Denizden doğan ve denizden batan güneşiyle

Bir başkadır benim memleketim

Yalıda çay/simit ve peynire

Can dostların sohbetine

Sevgi/saygı ve hoşgörüsüyle

Bir başkadır benim memleketim

Aşıklarda volta atacaksın

Sevdiyeceğine bakacaksın

Aşıklardır yolun adı 

Sevenler bilir bunu

Geleni ve gideniyle

Seveni ve sevileniyle

Bir başkadır benim memleketim

17/07/2017

11885695_10153575590789181_1774201322363277195_o

 

ARNAVUTLUK-KOSOVA

ARNAVUTLUK

2.png

01/03/2016 da Tirane ayak bastık. Bizi karşılayan Türk hocamız Celalettin bey Nene Terasa Haval

Havalimanından aldı ve kiralamış olduğumuz eve bıraktılar. Çantamızı atıp hemen Tiran merkeze

2.png

Attık kendimizi Ethem Bey Camide dualarımızı yaptık. Meydan da İskender bey heykeli, opera binası ve Müze vardı.

5.png

Arnavutluk, Güneydoğu Avrupa’da bir ülkedir. Balkan yarımadasının batı bölgesinde uzanan Arnavutluk, kuzeybatıdan Karadağ, kuzeydoğudan Sırbistan ve doğudan Makedonya, güneyden Yunanistan, batıdan Adriyatik Denizi’yle çevrilidir. Doğusunda ve kuzeyinde Yugoslavya, güneydoğusunda Yunanistan, batısında İon ve Adriya denizi bulunur. 42°39′-39°38′ kuzey enlemleri ile 19°16′-21°04′ doğu boylamları arasında yer alır. Kuzeyden güneye 340 km, doğu-batı doğrultusunda en geniş yeri 155 kilometredir… 

 

(fotoğraf BARIŞ ÇANI,  gençlerin yapmış olduğu çan)

3.jpg

 İlk gün onları keşfettik. Yoldan geldiğimiz için yorgunduk. Bayağı gezdik. Karnımızı doyurup eve döndük. Margarette pizza yedik. 02 Mart da merkezde Müzeye girdik. 41 yıl demir perde ülkesi olan Tiran daki müzedeki kominizim izlerini gördük.

7.jpg

Tiran da Margarette Pizza yerken… J Tadı güzeldi.

4.jpg

(1468 yılında Osmanlılar Arnavutluk’u zapt ettiler ve uzun müddet burayı idareleri altında bulundurdular. Osmanlı Devletinin adil idaresinden memnun olan Arnavutlar kendi istekleri ile 17. Yüzyılda İslamiyeti kabul ettiler. Dini yaymak için gayret gösterdiler. Osmanlılar burada askeri teşkilat kurdular ve süvari birlikleri teşkil ettiler. Arnavutlar zamanla kendi kültürlerini bırakarak Osmanlı kültürünü benimsediler. 1912’de Osmanlı idaresinden ayrıldılar. Ancak tam müstakil olmayıp, büyük devletlerin kontrolü altında kaldılar. Birinci Dünya Savaşından sonra 1925’te cumhuriyet ilan edildi. Ancak cumhurbaşkanı olan Zoğu, 1928’de cumhuriyeti krallığa dönüştürdü. Bu sıralarda bir ekonomik krize girdi ve nihayet İkinci Dünya Savaşında İtalyanlar tarafından işgal edildi. 1944 yılında, komünistler hükumeti kontrol altına alarak, komünist bir idare kurdular. 1961 yılına kadar Rusya ile sıcak münasebetlerde bulundular. 1961’de Rusya ile bağlılıklarını keserek Çin ile anlaştılar. Böylece Çin ile ittifak kuran ilk Avrupa devleti oldular. Ancak son yıllarda Çin ile de yakınlıklarını dondurdular. Daha sonra Yugoslavya ve bazı Avrupa ülkeleriyle ticari ve diplomatik münasebetler kurdular. 1976 Aralık ayında kabul ettiği yeni anayasa ile Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti adını aldı. Devlet başkanlığına Arnavutluk Emek Partisi Genel Sekreteri Enver Hoca getirilidi. 1985’te Enver Hoca’nın ölümü üzerine Emek Partisi genel sekreterliğine getirilen Ramiz Ali aynı zamanda Devlet Başkanı da oldu.) Alıntı.

 

02/03/2016  Müzenin içinde fotoğraf çektirmek yasaktı. Ben yine de birkaç tane çekmeyi başardım. Müzeyi gezip, neler yaşamışlar müze bize bilgi veriyordu. Müzenin giriş kapısının üstünde BARIŞ ı simgeleyen Arnavutları resmetmişler. Müzede kominizimin fotoğrafları ve sinevizyon gösterimi vardı. Müze çok büyüktü gez gez bitmiyor gerçekten. Geçmiş zamandan  bugün kü zamana kadar zaman dilimini sergilemişler.

6.jpg

 Müzeden çıkıp Enver hocanın kızının Enver Hoca için yaptırmış olduğu Piramit anıt mezarı gördük. Meydan da dolaştık. Piramitin camları kırık bir vaziyetteydi.

8.png

Arnavutluk bayrağı…

9.jpg

Gazianteplilerdi sahibi. Sofra Türke/Tiran…Kuzu pirzola gerçekten güzeldi de ertesi gün midemi bozdum yağlı olduğu için…

 

1.png

Müzedeki İşkence hücre evinide sergiliyordu. Kaçak-göçek çekebildim…

2.png

 DAJTİ; Ve teleferikle Alp dağların eteğine çıktık. Dağ serin ve yağmurlu tepelerinde kar vardı. Tertemiz havası vardı. Bol miktarda Bunkerler vardı. 10 dk da çıktık ve manzara süperdi. Adralein  tavan yaptı. Teleferik çok dikti ve hiç dik olduğunun farkına varılmıyordu. Çıkış ayri güzel, iniş farklı güzeldi. Çıkarken ve inerken altımızda göller ve köyler vardı. Arı kovanları, tavuklar, horozlar ve bağ bahçe yapan insanları gördük. Bol miktarda zeytin ağacı vardı. Zirvede Balkoni resturant ve otelin lobisinde kahve içeceğimiz sıcak bir ortam vardı.

3.jpg

 

Tirana   gidenlerin muhakkak Müze, Camii ve teleferik görülmesi gereken yerlerden bir tanesi. Çok dik olmasına rağmen teleferikte düz gidiyormuşuz gibiydi. (10-15 dk gittik)Kaç km di bilmiyorum. Bayağı gittik. Çıkış farklı güzel iniş farklı güzeldi. Deniz seviyesinden 1200 km falan yükseklikteydi galiba…

 

Mozaik müzesine gittik. Arnavutluk ta, Arnavutça, İngilizce, İtalyanca, çat-pat Türkçe bilenle karşılaştık. Derdimizi genelde İngilizce anlattık. Adım başı Kafeler var. Keyiflerine düşkün ve kahveyi çok seviyorlar. Merkezde TURKİŞ Restoran da gittik. Kuzu pirzolanın tadı halen damağımızda kaldı. Sahipleri Gaziantepliymiş. Çayımızı içtik ve Botanik Bahçenin yanındaki kiraladığımız eve döndük. Road Kodra e Diellit;  Rrugga xhon kenedi sokağındaki 3. apartmanda kaldık. Ev sahibimizi Airbnb.com dan abim ayarladı. Botanik bahçesinin yanındaydı.

Kiraladığımız ev, ev sahibimiz güler yüzlü sempatik genç bir Arnavut du…  2 yatak odası, çift banyolu ve tuvalet. Oturma odası ve mutfak birlikteydi. Evimiz rahattı. Genelde kahvaltımızı evde yaptık. ..Erken kalktığım için genelde kahvaltı hazırlama benim işimdi…

4.png

5.jpg

 03/03/2016 Kosova ya Tirana dan geçtik. Sabah sabah epey yürüdük ve taksiye bindik bizi 4 bin leke götürdü bineceğimiz yere… Sabah 06: 00 da otobüse bindik.  Bir gün önceden geliş gidiş biletlerimizi 15 Eoru dan almıştık. Kosovaya giderken Baraj  olan bir yerde yemek molası verildi. Tekrar yola koyulduk. Kosova sınırına geldiğimizde ise gümrükte tüm insanlar araçtan indiler. Bizler ve çantalar gümrük kontrolden geçtik. Pasaportumuza hoş geldin damgasını vurdular…( Bizi Kosova Priştina da I. Muratın Türbesine ve Kosova savaşının olduğu özel aracıyla götüren amcamız Zekeriyettin. ALLAH razı olsun ondan)

6.jpg

 Öğlen Priştina daydık. Merkeze doğru giderken camii gördük. Camiye gittik baktık kilitli. Biz konuşurken arkamızdaki amca camii kitli dedi. Çünkü lüzumsuz insanlar giriyor içeriye dedi. Amca az çok Türkçe biliyordu. Hatta Ankara gücü müydü yoksa Ankara Sporun başkanı İlhan CAVCAV’ın eşi bu amcanın halasının kızıymış. 3-4 kez Sapanca ve Adapazarı na ve İstanbul a gitmiş. Bizi Kosova meydan savaşının olduğu yere ve 1.Murat ın türbesinin olduğu yere gittik. Hatta amcamız bize Kosova savaşının olduğu yerdeki açan çiçeklerin hep kan koktuğunu söyledi. Bu savaşta buralardan sel gibi kan aktığını söyledi. Amca 3-4 ay sonra emekliye ayrılacakmış. Emekli maaşıda 140 Euro olduğunu söyledi. Bizler I. Murat ın  sırp  Misoloviç tarafından vurularak öldürüldüğü ve caminin ve yatırın olduğu yere gittik. I. Murat ölünce oğlu Yıldırım Beyazıt gelmiş. İç organları buraya defin edilmiş. Bedeni ise Bursa Çekirgedeki türbede gömülmüş. Buradaki görevli bize I. Sultan Murat ın duasını etti. Bahçede devasa dut ağacı vardı. Hatta Kosova valisinin naaşıda oradaydı. TİKA tarafından bugünkü son haline getittirilmiş.  Hatta Osmanlı zamanından bugüne kadar bayraklar ve Osmanlı askerlerinin heykelleri vardı. Osmanlı zamanındaki haritada vardı. Cuma namazı kılınırmış. Yıldırım Beyazıt tarafından türbesi yaptırılmış. Selamlık binası 2. Abdülhamit tarafından yapılmış. Lojmanda türbe ile ilgilenen aile kalıyormuş. Amca bizi tekrar merkeze bıraktı. Bizde Şaban da köfte yiyelim dedik. 1 porsiyon köfte tabağında 8 köfte vardı.4 tanesini zor yedik. Kosova da herkes Türkçe konuşuyor. Burada Lek  değilde Euro geçiyordu.

7.jpg

İskender bey caddesi, biraz daha aşağı tarafa yürüdüğümüzde İstanbul İstiklal Caddesini andırıyordu. Burada bu büyük caddede hiç araç yoktu. Karşılıklı ufak tefek sergiler vardı. Büyük bir cadde ışıl ışıldı. Benetton mağazasının binasının mimar ısıda güzeldi.

10.jpg

    

11.jpg  I.Sultan Murat Hüdavergendinin mekanından… Merkeze 10-15 km uzaklıkta olan bir mekan. Türklerin ziyaret ettiği bir yer.

9.jpg

1.jpg

Kosova ya gelinip, buraya ait TRİLİÇE tatlısından yemeden olmaz dedik. MA BELLE da yedik. Enfesti…Bu tadı başka yerde tadamadım…Boşuna dememişler yerinde yiyeceksin diye…

 

2.jpg

8.jpg

Priştinadaki Fatih Sultan Mehmet Camii. Camiide abim namazını kıldı bizde duamızı yaptık. ALLAH kabul eder inşallah. Hastalar şifa, dertlilere deva, çoluğumuza-çoçuğumuzu doğru insanlarla karşılaştırsın, cemi-cümlesiyle birlikte inşallah… AMİN.  

4.jpg

Öğlen yemeğimizi meydan da ŞABAN restorant da yedik. Bu lokantanın köftesi meşhurmuş. Amcamız bize gönül rahatlığı ile yiyebilirsiniz dedi. Bizde siparişimiz verdik. Buradaki porsiyonlar bol kepçeydi. Kasap köftesi gibi 8 tane tabağımıza servis yaptılar salatayla birlikte. Yiyemedim ben doğrusu. 4,5 tanesi kaldı nurselin tabağında da kaldı, ekmek arası yaptılar kalanlarıda. 3 kişi türk parasıyla 35 tl ya ödedik ya ödemedik, içinde ayranda vardı…

5.jpg

3.png

Pazarına denk geldik. İbrahim Tatlıses ve Erkin Koray çalıyordu, aynı bizim pazarlar gibiydi. Kayısı çekirdeği yağını da orada buldum…  Merkezdeki camiler tadilattaydı. Müzeyi gezelim dedik oda tadilattaydı. Müzenin alt katını gezdik, Mozaiklerden oluşuyordu. İnsanlar Müslüman ve Çoğu Türkçe konuşuyordu. Kendimizi Türkiye de gibi hissettik. Yeme içme çok ucuzdu. Üst baş almayın zaten buraya da Türkiye’den geliyor dediler.

 

Bu camii de tadilatta olduğu için içini göremedik. Arka tarafında ise Kosova Müzesi vardı

6.jpg

 

Başında beyaz takke olanlar Bektaşiler imiş. Onların kendilerinin camileri varmış.  Beyaz takkeleri ile diğer vatandaşlardan farkları, fark ediliyordu.

7.jpg

11.jpg

MA BELLE/Priştina03/30/2016. Saatimiz döndü durdu, geri dönüş başladı, garsona taksi çağırmasını söyledik. Otobüs İstasyonuna gidecektik. Geldiğimiz otobüs bizi orada bekliyecekti. Taksi MABELLE nin önüne geldi. Tesadüf iki taksi, biri sağa bakıyor biri sola bakıyor ben bana yakın olan taksiye adımımı attım, ne abim var ne de Nursel var, garson arkamdan sesleniyor o değil, diğer taksi diye… Ben masumum nerden bileyim iki taksi yan yana durupta biriz bizim için diğeri başkası için geldiğini…Nursel gülmekten ölüyor, bi baktım diyor sen kaybolmuşun, bende dedim hep kaybedecektiniz ama garson uyardı dedim… Bayağı güldük. Gece saat 23:00 de dönüş başladı. Abim demişti siz uyudunuz görmediniz çok uzun bir tünelden geçtik diye, dönüştede yorgunluktan uyumuşum, tüneli ben kaçırdım ama bu sefer Nursel kaçırmadı.

Kosova Müzenin Bahçesi.                                                                                         Termal Baca…

Dönüşte tekrar pasaportlarımıza güle güle damgası vuruldu.:) Tekrar gümrükten geçtik. Bir ülkeden diğer ülkeye geçtiğimiz için. Şayet Avrupa Birliğine girmiş olsalardı yolda izde gümrük falan olmazdı. Orta Avrupa gezimizde 5 ülkeyi gezdik hiçbir gümrük işlemine takılmadık…

9.jpg

 04/03/2016 Sabah 04:00 de Tiran merkeze düştük. Taksi tuttuk ve evimize girdiğimizde 04:30 olmuştu.  Nerdeyse sabah ezanı okunacaktı. Yatarken erken kalkmak yok diye konuştuk. Ben yine 09:00 da kalktım kahvaltıyı hazırladım ve dışarda yağmur yağıyordu. Bugün kü şansımızada yağmur var dedik. Öğleden sonra yağmur dindi. Bu arada da dinlenmiş olduk ve kendimizi dışarıya attık

1.jpg

ELBASAN a gitmeye karar verdik. Elbasan oto yoluna çıkıp otostop yaptık. Nursel el etti taksi durdu tesadüf onlarda  ELSAN a gidiyormuş. Karı koca  idi. Kadın Kültür  Bakanlığında çalışıyormuş ve kendisi Müslüman. Eşi  ise Ortodoks imiş. Aramızda hiç problem yok dedi. Bir kızlarıda Amerika da Yazılım Mühendisliğinde okuyormuş. 500 ortak kelime olduğunu söyledi bayan. Bayan güleryüzlü sempatik ti, eşi de öyleydi… 2 saat sonra tekrar Tiran a geri dönecektik onlarla…3.jpg

2.png

Elbasan Kalesi…

 

Elbasanda kaleyi gezdik. Kalenin içinde yerleşim yerleri vardı. Ve orada bir yer sorarken türkçe bilen gençle karşılaştık. Arnavut adı Amarildo, Türkçe ismi Bulut du. Tesadüf bu ya, Tirandaki Gaziantepli resturant sahiplerinin damadıymış. Türkçe yide eşinden öğrenmiş. Kanada Toronto da Tıp okuyormuş. Babası Ortopeti doktoru, annesi patolojide doktor, kendide anne babasının izninde, bizi Elbasan tavası yemek için lokantaya götürdü.

5.png

Elbasan Saat Kulesi…

5.png

6.jpg

Elbasan tava içinde kuzu eti olup üstüne beşamel soslu fırınlanmış yemek çeşidiydi. Oraya has ortaya ciğer, yumurta ve domatesli salçalı bir çeşit daha geldi. Tatları güzeldi ve yedik. Bulut lokantada ayran olmadığı için koşarak gidip bize marketten ayran aldı. Kahve getirdi. Çok sıcakkanlı delikanlıydı. Kendiside  Kardiyoloji uzmanı olmak istiyor. Yolu açık olsun Bulutun…

4.png

7.jpg

Kale içinde abim akşam namazını kıldı. Bizde yengemle duamızı yaptık. Geri dönüşümüzü yaptık. 54 km tiran ile elbasan ın arası. ELBASAN görülmesi gereken yerlerden bir şehir.  Kale içinde evler, lokantalar cami ve eğlence yerleri vardı, gez gez bitmiyordu.

Alt daki Elbasan tava, üstdekide Elbasana ait bir yemek adını bilmiyorum. Elbasan tavanın içinde kuzu eti ve üstünde beşemal sosluydu. Diğer salçalı yemekte peynir vardı ve içinde ciğer vardı. Ben ikisinide sevdim. Nar gibi kızarmış ekmeklerle midemize indirdik…

1.png 

Elbasan şehir girişi.                                                                    

9.png

  Elbasan kalesi.

Ben, abim ve Nursel ELBASAN a hoşça kal diyerek ayrıldık… Geldiğimiz araçla tekrar geri döndük. Bay-bayan çift bizi evimize kadar götürdü ve bizde 8000 leke borcumuzu verdik. Akşam evde tekrar çayımızı yaptık, meyvemizi yedik. Bende cep teliyle fotoğraflar çektiğim için her akşam eve geldiğimde fotoğrafları atıyordum. Cep telefonun hafızasını boşaltmak için her akşam atmak zorundaydım. Bu akşam evi bulmak için hiç aramadık…J Her zaman evimizi farklı yollardan buluyorduk. Elbasan oto yolunu ne ben ne Nursel ne de abim asla unutamaz… Bazen abimin gönyesi şaşıyordu ama sonunda doğru yolu buluyorduk. Bir gün de ben çok yorulmuştum. Sağım-solum şaştı gitti…J

1.jpg

05/03/206Diğer gün ise ADRİYATİK denizin kenarındaki DURRES e gittik. Bizlere Antalya yı hatırlattı. Sahil şehriydi ve güzeldi. Coffe latte farklıydı.

2.png

 Tiran dan bize eşlik eden bayan. Bizi Durres’e kadar rehberlik etti. Hatta bizi evine davet etti ama gün yoktu. Gezilecek yer çoktu zaman yoktu…

3.jpg

Adriyatik denizi kıyısında keyif yaparken…

4.jpg

Her yerde farklı kahve tatları vardı. Hepsini denedik. Burada ise dondurma ve pizza yedik.

5.jpg

Kahvemizi içtik. Tekrar geldiğimiz yollardan geri döndük. Gezilip görülmesi gereken bir sahil şehri. Evimize göl kenarından döndük. Kahvaltımızı kaldığımız evde yapıp, diğer yemekleri dışarıda yiyorduk. Hatta evimize gelirken Arnavut böreği alalım dedik, peynirli ve yoğurtluydu. Akşam çayın yanına yeriz diye triliçemizide aldık. Evde yorgunluk çıkartırken tatlı-çay iyi gitti…Bu akşam son gecemizdi, yarın 15:00 kadar vaktimiz vardı. Yarın ki günümüzü iyi değerlendirmek lazım… Bazı şehirlere gidemedik, zaman yetmedi. Buraya  en az 10 günlük gelmek gerekirmiş…

 

06/03/2016 da Tekrar ertesi gün kahvaltıdan sonra gezmeye 2 bayan olarak çıktık. Abim evde kaldı. Görülmemiş yerleri gezdik. APPLE COFFE ve sabah kahvemizi içtik. Para birimi LEKE idi. Türk parası burada daha çok değerli. Bizlerde alıştık, adım başı kahve içmeye…

6.jpg

Canlı çiçekleri görünce fotoğraf çekilmeden olmazdı…

7.jpg

ARNAVUTLUK ta gezilecek şehirler çoktu zamanımız yetmediği için maalesef gezemedik.  Gezilip görülmesi gereken bir ülke.  Osmanlının izlerini görmek mümkün.  Müslüman, Katolik ve Ortodoks lar birlikte yaşıyorlar.              Otobüslerin döndüğü alan…

8.jpg

 Müslümanlar Ortodoks larla evleniyorlar ve aralarında hiç problem olmuyormuş. Yolunuz düşerse Meydandaki müze, Opera binası, Ethem Bey camii ve pizza, kuzu pirzola ve kahvelerin tadına bakmadan dönmeyin.        WİSDOM UNIVERSTY kaldığımız evin alt tarafındaydı…

9.jpg

 

 

10.jpgNene Terasa Havalimanı-Tiran/Albina

11.jpg

                Teleferikle muhakkak dağa çıkış. Alp dağlarının bol oksijenini soluyun. Ve bol miktarda BUNKER lere rastlarsınız. Arnavutluk ta bol bol gezmeniz dileğiyle… Ev sahibimiz bizi havaalanı durağına kadar götürdü. Bizde oradan taksi tuttuk havalimanına gidip işlemlerimizi yaptırdık. Sabiha Gökçen Havalimanı.

13.jpg

14.jpg

Tiranda herkes Mercedes ve Audi 4 ler kullanıyorlardı. Bayanlarda mini golf arabalar kullanıyorlardı. Maddi durumları bizden iyi görünüyordu. Ve insanlar mutlu-mesut yaşıyorlar. Türkiye deki gibi insanlar stresli ve asık suratlı değillerdi. Et oldukça ucuz. Arnavutluk a İngilizce, İtalyanca; Arnavutça ve çat-pat Türkçe konuşuyorlardı. Arnavutluk taki insanlar Müslüman, Katolik ve Ortodoks varmış. Kosova da ise geneli Türkçe kullanıyorlar. Ve buradaki insanlar Müslüman. Kosova da gözü kapalı et türü yiyebilirsiniz ama Arnavutluk ta dikkat edin dediler…Biz hem Kosova dan ve Tiran dan memnun kaldık. Meyveler bile organikti. Pazarları bizim pazarları gibiydi… Yeşillikler bizim buradaki gibiydi. Tiran İstanbul arası bir buçuk saatti.  Sabiha Gökçende Durty Shop u gezdik. Abim içki aldı. Ben Tiran dan 2 kişe Wiski almıştım ve evden çıkmadan çantama yerleştirmiştim. Tiran havaalanından Çikulatalar aldım. Sabiha Gökçen de valizleri teslim ettik. Dış hatlardan iç hatlara geçtik. Pegasus un LANGUA geçtik. Aç karnımızı tok eyledik. İlk önce abimler beni yolcu ettiler. Benden sonrada onların uçakları kalkıyordu. Uçak yarım saat rötarla havalandı. Benim Samsun a inmem saat 23:00 buldu.  Çantayı bekledim, ön fermuar açılmıştı içine bakmadan kapattım. Deniz, Mirsiye, Nilsu, Mert ve Mine arabadaydılar beni alıp Fakülteye uğradık. Bir gözde olsa Gülşeni gördüm. Çok şükür iyiydi. 3 hafta birlikte hastanedeydik. Tekrar yola çıktık ve Sinop a indiğimizde 02:20 geçiyordu. Çantayı boşaltım dedim. Bir de bakarım ki çikolatalar yürümüş gitmiş. Çantamdan aşırmışlar. Bende gerekli olan yere şikayetimi yaptım. Sonuç ne olacak bilmem. Bu gezi aylar öncesinden ayarlanmıştı. Abim bana tel açarak böyle böyle dedi hem de ucuz bir gezi olacak dedi. Ben de tamam deyip geziye katıldım. Dolu dolu 6 gün geçirdik. Bazen yorulduk. Bazen güldük bazen eğlendik.

12.png

Vesile olduğu için abim Gültekin YALÇIN a ve Nursel ÇİÇEKÇİ YALÇIN’ a çok teşekkür ederim. Başka başka gezilerde buluşmak üzere. Sağlıklı ve şen kalın…Gezi yollarımız aydınlık ve açık olsun.

15.png

Sürçü Lisan olduysa af fola…     01-06/03/2016                                 Kevser YALÇIN KARADAŞ/SİNOP

 

 

 

 

 

 

 

YUNANİSTAN-HALKİDİKİ-THASSOS-KAVALA-SELANİK

YUNANİSTAN

(Dedeağaç-Gümülcine-İskeçe-Selanik-Halkidiki yarım ada-Kavala-Thassos Adası)

(19/21 Mayıs 2017)

Bakırköy Ömür Plazadan19 Mayıs günü saat:22: 00 de tur aracına bindik. Cemile arkadaşım bir durak önden bindiği için en son durakta ben bindim.  Rehberimiz ve şoförümüz kendilerini tanıttılar. Rehberimiz İskeçe doğumluymuş. Halen Batı Trakya’da İskeçe’de evi varmış ve vergisini ödüyormuş. İstanbul’da oturuyor ama bir ayagıda buradaymış. Neyse aracımızla yol almaya devam derken arada sohbet, konuşma ön bilgiler eşliğinde yola devam. Turdaki arkadaşların çoğu İstanbul dan katılıyorlar. Neyse az gittik uz gittik derken İPSALA Sınır kapısına geldik. Köprü sınır ve bizim taraf kırmızı boyalı onların tarafı mavi beyaz boyalı. İlk önce Türk gümrüğünden geçtik. Daha sonra Yunan gümrüğü işlemi derken, pasaport işlemleri bitti. İhtiyaç molası falan derken tekrar yola devam dedik. Az gittik uz gittik sabaha karşı yol kenarında Restoran’da kahvaltı için mola verdik.

 ( 20 Mayıs 2017) Demleme çaylarıda vardı. Aç karnımızı doyurduk. Tekrar yola koyulduk. İstikamet Selanik ti. Rehberimiz, Yunanistan ve gezeceğimiz yerler hakkında bilgi vermeye başladı. Yunanistan bir yarım ada ve adalar ülkesi etrafı dağlarla kaplı olup en büyük dağı OLİMPOS dağıymış. Hatta tanrılar dağıda deniliyormuş. Resmi adı HELENE REPUBLIC. Helen Cumhuriyeti deniliyor. Bayrakları 5 mavi 4 beyaz çizgiden oluşuyor. Milli renkleri ve sol üst köşede beyaz haç var. Mavi gökyüzü ve denizi beyaz ise bağımsızlık mücadelesini sembolize ediyormuş.  1 Ocak Yarıyıl tatili// 6 Ocak  İsanın vaftiz edilişi           //27 Şubat Temiz pazartesi// 25 Mart Bayram Günü// 14 Nisan Paskalya//1 Mayıs İşçi Bayramı //15 Mayıs Meryem ananın ölümü //28 Ekim hayır günü ve Osmanlılardan kurtuluş günü// 25-26 Aralık Noel  bayramı olarak kutlanırmış. Memurlar saat öğlene kadar çalışırmış. Saat 14_00 den sonra paydos. Birde Türkiye’de tatil çok derler…J Ekonomik kriz revaçtaymış. Cumartesi Pazar tatil ve öğleden sonraları işyerleri kapalıymış. Hafta sonu ekmek alacak bir yer bulunamazmış. Toplam nüfus 11 milyon. %65 oranında işsizlik oranı varmış. Köylerle birlikte nüfusu 150 bini  buluyor.

Batı Trakya’dan çıktık yola, Makedonya bölgesinden Selanik’ti  rotamız.  İlk önce Selanik ATAMIZ’ ın evi panoramik şehir turu ardından HALKİDİKİ yarım adasıydı. Halkidiki sayfiye yeriymiş Kassandra bölgesinde yer alıyormuş. ATHOS Dağının eteklerinde ve karşı taraftaki dağı gösterdi rehberimiz. Yunanistan in en büyük şehri Atina ve Selanik miş. Selanik te 1 milyon 200 Atina 5 milyon nüfusa sahipmiş. Batı Trakya da daha çok Türkler yaşarmış. İSKECE-GÜMİLCİNE-DEDEAĞAÇ ta Türkler yoğunluktaymış.

ATHOS dağında yaşayan 2 binden fazla keşiş yaşarmış. İlk önce mağaralarda yaşamışlar. Daha sonra kayalıkların üzerine mabetlerini inşaa etmişler. Buraya dişi hiçbir şey giremezmiş. Kendileri tarım yapar balık tutar üzüm bağlarından şaraplarınıda yaparlarmış. Sadece farelerden korunmak için kedi almışlar. Burada yaşayan din adamlarını ziyaret etmek sadece baylara özelmiş. Bayanlar gemilerle yakın geçerek görebiliyorlarmış. Her gün 100 bay ziyaretçi alırlarmış. Ve özel vize ile içeri girilir ve ziyaret edilirmiş. Seneler önce erkek kılığına giren bir bayan gazeteci girmiş. 1950 yılında girmiş bayan gazeteci. İçlerinde erkek gibi dolaşmış. Onlarla birlikte yaşamış. Oradan çıkıp TİME Gazetesinde yazılarını yayınlayınca o gelenin bayan olduğunu anlamışlar. Bayanlara yasak bölge. Din adamlarının 2000 ya da 2500 kişi keşişsin yaşadığı cennetten köşe bir yerde hayatlarını idame ettiriyorlar. Devlet yetkilileri ve yurt dışından gelen din adamları ziyarete gidiyorlarmış. Orada yaşayan keşişlerin hepsinin işleri varmış. Kimi yemek işi kimi bağ-bahçe işi. Balık işi yani koordineli bir çalışma yöntemlerini içinde hem işlerini yapıp hem de yaşıyorlarmış. Bazen de maddi bağışlar yapılırmış. Bu keşişler hakkında bazen absürt şeylerde söyleniyormuş. Kendi aralarında yakınlaşmalar olduğu rivayetler arasında yer alıyormuş. Ayinler yapılırmış. Bir rivayete göre burada yaşayan bir dev kayalıkları kopartıp denize atarmış ve bu hobi haline gelmiş. Diğer rivayete göre ise POSSEİN ATHOS ya dev kayalıkları atıyor. ATHOS bu kayalıkların altında kalıyor ve bu dev kaya ATHOS dağı oluyor. 390 km kadar bir yere sahipler. Bu keşişlere Dinsel topluluk da deniliyor. İçinde 20 adet manastır yer almakta. Mimarileri hep aynı ve etrafı surlarla çevrili. Din adamlarının yaşadığı bir mekan ve bayanların olmadığı bir mekan. 20 Kilise var içinde. Yiyeceklerini içeceklerini kendileri üretiyor. Dışarıdan bir şey almazlarmış. II. Murat tarafından bunlara imtiyaz tanınıyor. Bunlara dokunmuyorlar. Fener patrikhanesine bağlı, Rum patrikhanesine bağlı değiller.

Selanik’te panoramik şehir turuna başladık. Aziz Dimitrios Kilisesi . İsa bey camii. Hamza Bey hamamı. Sahilde kordon turu. Beyaz Kule. Döner kule. Atamızın evi. Türk Konsolosluğu. Frape soğuk bir kahve. Gümülcine kahvesi ve Kavala kurabiyesi ünlü. Domuz eti revaçtaymış.

Yunan Medeniyeti Palyotik- Netotik dönemlere ayrılır. Kavimler olarak yaşıyormuş. Çeşitli evrelere ayrılır. DOR lar ve IYONLAR yaşarlarmış. DORLAR Rodos’ta büyük medeniyet kuruluyor ve yayılıyorlar. Türkiye’de ege sahil boylarını istila ediyorlar İYONLAR 12  panyonla şehri kuruyorlar Medeniyet gelişiyor.  Mitolojide Truva savası. 12 tanrılar. Baş tanrı çapkın Zeus.  Şehir devletleri tanrılara inanıyorlar. Tanrılar arasında rekabet varmış . Bu dönemde Truva Savaşı oluyor. Tanrıların karıştığı savaşlar. Truvalılar ve Helenler var 10 yıllık ve kadın için yapılıyor bu savaş. Çanakkale boğazına ekonomik yönden sahip olmak .HEKTOR ve  AŞİN TENDON dediğimiz, annesi nehrin içine koyuyor. Kutsal olduğu için ıslanmıyor. PARIS tarafından öldürülüyor. Kavimler dağılıyor. SİTE DEVLETİ kuruluyor. En ünlü şehir ATHENE ACROPOL var. Tepe üzerinde savunma kuruluyor. Etrafı surlarla çevriliymiş. Ortada inandıkları  tanrı heykeli var.  NAOS diyorlar dini merasim yapılıyor. Demokrasiyi getiren    PREİKSLES dönemi.     Filozoflar çoğalıyor. Plüton, Sokrates. Büyük bir savaş başlıyor. PERSLER istila ediyor. Şehir devleti birleşiyor. LEOS Birliği kuruluyor. Svamina savaşları başlıyor. Persleri yeniyorlar. Site devletin dinden sonra,  BÜYÜK İSKENDER dönemi başlıyor. İskender Makedonyalı ve  Babası II. Philip’tir. Çanakkale boğazından geçiyor yaptığı tahta köprüden. GRİNOKOS Çayında BİGA da savaş oluyor. İskender 33 yaşında Hindistan da ölüyor. Bu döneme HELENİSTİK DÖNEM deniliyormuş. HELENİSTİK dönemin ardından Büyük filozoflar Aristotoles var. Selanik’te bulunan Üniversitenin adına ARİSTOTOLES konuluyor.  ROMA dönemi başlamış. Büyük KOSTANTİN dönemi Batı Romadan Doğu Roma ya taşınıyor. KOSTANTİNE POLİCE Devleti 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle sona eriyor. BİZANS Dönemi bitiyor. II. Murat Selanik i fethediyor. Osmanlı dönemi hüküm sürüyor. Osmanlıda Gelişme –Çöküş dönemi başlıyor. Ayaklanma oluyor ve 1821 yılında Osmanlıdan kurtuluyorlar ve Osmanlı dönemi bitiyor. Kurtuluşlarını LONDRA PROTOKOLU imzalanıyor. Kral Devleti Kuruluyor. İlk Kralları Alman OTTO oluyor. Balkan ve I. Dünya Savaşında Osmanlı tamamen Yunanistan’dan yok oluyor. Yunanistan genişliyor. 1923/1919 da Batı Trakya 12 Adaları alıyor. Yeni Yunan Devleti kuruluyor. IYONLARDAN ve eski kavimlerden gelen I. Ve II. Dünya savaşından sonra monarşi sistemi başlıyor. 1974 Kıbrıs savasından sonra CUNTA dönemi başlıyor. PAPENDREOS sağ partinin başına geçiyor. Bu döneme cunta dönemi deniliyor. Şimdiki Başbakan TSİPRAS ise ateistmiş. Yunanistan parlamenter sisteminde 300  milletvekili ve komünist parti başta bulunuyor. Resmi nikah yok dini nikah kıyılıyor. 13 Bölgeden oluşuyor. Çok az sanayi var. Sanayi ve fabrikalar Bulgaristan a taşınmış. Metropol Kilisesi Aziz Dimitris ve Hristiyanlığı yaymış. Roma komutanı tarafından öldürülmüş. Romalılar putlara tapıyorlarmış. Dimitri işkenceler yapmışlar ve hapishaneye atmışlar. Hapishane şehrin hamamın altında bulunuyormuş. Kirli sular üzerine akıyormuş. Bu su zemzem suyu gibi şifalı olduğuna kanaat getiriyorlar. Romalı komutan azizi öldürdüğü ile kalıyor. 26 Ekim de burada Aziz Dimitri  günü kutlanıyormuş. Roma döneminde Büyük İskenderin babası  II. Philip burada ölmüş. Aziz Sn Paoul buradan Selanike kadar geçmiş.

1981 yılında AB ye üye oldular. Verilen paraları çar-çur ettiler ve ekonomik krize girdiler. 300 milyon dışa borçlandılar. IMF ye borçlandılar. Genelde faiz ödüyorlar. Maliyeti yüksek olduğu için Sanayi üretimi durdurulmuş. 1500 Erou maaş alıyorlarmış. 1.5 milyon devlet memuru var. Kotalar konulmuş ve erken emeklilik ve çift maaşlar kaldırılmış. Çiftçiye verilen destekler kaldırılmış. Rodos adasının yüzölçümü kadar dikili alan gösterip hükümetten para almaya kalkınca Almanya uyanmış bu olaya el koymuş. Bu şekilde sahtekârlığın önüne geçmeye çalışmışlar. Hayvancılıktan da prim alıyorlarmış. Aynı koyunları Ahmet de Mehmet de gösterince hayvancılık desteğinide geri çekmişler. Sahtekârlığın önüne bu tür kotalar konularak geçilmiş. Ülke ekonomik açıdan zor süreçten geçiyor. Fakat Turizm yönünden Türkiye’yi geçtiler ve deniz taşımacılığını ellerinde bulunduruyorlarmış.

Talat Paşa Yunanistan da komutanmış. Atatürk burada harita üzerinde çalışıyormuş. Savaştan nasıl yenilmeden çıkarız diye Mustafa Kemal Atatürk çalıştığında Talat paşa diyor ki, Bizim deli oğlan ne diyor demiş. Bizim deha ne yapıyor diyecekmiş aslında.

Şehir turunda beyaz kulenin orada indik. Kordon boyunu gezdik. Fotoğraflar çektirdik. Osmanlıdan kalma beyaz kule dimdik ayakta görülmeye değerdi. Alanya’daki Kızıl kulenin eşi gibiydi. Sahillerinde insanlar yürüyüş yapıyor. Bisiklet yolunda bisikletlerini sürüyorlar. Genelde Türkçe biliyor. Gelenek-görenek yemek kültürleri ile birbirimize benziyoruz. Her ne kadar Yunan-Türk düşman deseler bile bana göre kardeşler… Yunanistan’da ekonomik kriz olduğu için evler ucuzmuş. Kilise çok.

Atamın evine nihayet sıradan giriyoruz. 3 katlı. Alt kat bodrum, orta kat zemin da doğduğu oda çalışma alanları. Üst katta annesi Zübeyde hanımın  odası ve çalışma odaları var. İlkokulu okuyor ve askeriyede okuyor. Daha sonra Selanik e dönüyor. Ev Yunanlıların eline geçiyor. Bir aile tarafından satın alınıyor. 10 Aralıkta Pembe ev olarak içindekilerle birlikte geri alınıyor. Pembe Köşkün önünde TÜRK Konsolosluğu var. Bahçesinde babasının Atamız için diktiği nar ağacı var. Son zamanda evin içinden hükümet tarafından alınmış. Maalesef nereye gittiği bilinmiyor. Atamın evinin her köşesini gezip fotofrafları çektik. Burada olmak, burayı gezmek ve görmek gerçekten ayrı bir duygudur diyorum. Yaşayan bilir… Karşısındaki cafede çayımızı ve kahvemizi içtik. Şehir turu ve Atamın evi ziyaret edildikten sonra HALKİDİKİ adasına gitmek için aracımıza geçtik.

 Üst tarafta Kassandra Kasımpaşa mahallesinde Türkler yaşıyormuş.  Yahudilerde İspanya dan gelmeye başlamış. Ticaret kafaları iyi çalışıyormuş. 1430 yılında sefaret Yahudileri yerleşmeye başlıyor. 17. Yüzyılda Satanizm hareketi Yahudilerle birlikte rağbet görüyor. Mehdi ilan ediyor ama halk inanmıyor. Sonra Müslüman oluyor. Bu Yahudilere dönme deniyor. Tütüncülükle uğraşıyorlar. Ticaret kafaları oldukça iyimiş.

Halkidiki yarım adaya gitmek için yola çıktık. Yolda Şapeller göreceğimizi söyledi rehberimiz. Yol kenarındaki şapeller kaza anında ölenler için aileler tarafından yaptırılmış. Sürücülerin daha dikkatli olması için yol üzerlerine şapeller yapılmış. Stat a yakın geçince rehberimiz, I. Ligte oynayan futbol takımları varmış. İstanbul’da yaşayan Rumlar tarafından kurulmuş. Yunanistan da Şubatın sonuna doğru 40 gün oruç tutarlarmış. Hayvansal gıdalar yok. Sadece bitkisel gıdalar tüketilirmiş. Orucun sonunda Paskalya bayramı yapılırmış. Yumurtaları kırmızıya boyayarak pişirirlermiş. Paskalya bayramı ile  İsanın dirildiğine inanırlarmış. Ölümü-Göge çıkması ve Dirilmesi olarak kutlanırmış.

Burada okullar 12_00 ye kadarmış. İlkokul 6 yıl, Ortaokul 6 yılmış. Burada Türkiyede ki gibi özel okullar yokmuş ama özel kurslara aileler çok paralar harcarlarmış. Üniversite için adeta aileler yarışıyormuş. Kıyafet zorunluluğu yokmuş.  Aileler arasında sorun olmuş. Kim güzel giyinecek diye.

Halkidiki 3 parmaktan oluşuyor. Athos dağı, Aynoros Manastırı ve Kendilerini dine adayan Erkek rahibelerin bulunduğu yerleşik alan. Yukarıda da bahsetmiştim, dişi hiçbir şey girememiş diye. Tavuk dahi giremezmiş. 2500 keşişin yaşadığı manastır Halkidikinin hemen karşısında bulunuyor. Buraya Meryem ananın bahçesinde deniliyormuş. Meryem ana gelirken görüyor bu dağı ve burada kalıyor. Ortodokslar için önemliymiş. Katolik ve Ortodokslar Cennet Bahçesi diyorlar. 60  adet kayadan oluşuyor. Bizans Hristiyanları kabul ediyor. II.Murat bunlara imtiyaz tanıyor. Burası Valiliğin sorumluluğundaymış. Önemli bir yer. Özel izne tabi vizesiz girilmiyor. ATHOS dağında yaşayan din adamları hakkında skandallar söyleniyor. Aralarında Layd boyların olduğu söyleniyor. Halkidikinin II. Ayağı Sayfiye yeri. I. Ayağı ise otellerin bulunduğu Kassandra böleside deniliyor.  Halkidikiye aracımızla geldik. Denize girmek isteyenler sahile yerleştik. Deniz dalgalıydı biraz. Yorgunluğumuzu şezlongda güneşlenerek ve biraz uyuyarak attık. Denize girdik. Buraya gelip denize girmesek ayıp olurdu doğrusu. Deniz-güneşlenme –uyuma faslı bittiğinde Halkidikiyi dolaşalım dedik. Şehri sessiz sakindi ve mağazalar biraz pahalıydı. Aradığınız her şey vardı.  Şezlongda yatmak paraya tabi yada buradaki kafeden yiyip içecektiniz. Bizde yeme içmeyi yeğledik. Fazla yememek lazım akşama taverna gecemiz var. Sirtaki var… Rehberimizin dediği saatte aracımızın yanında olduk. Tuzlu su birazda olsa yorgunluğumuzu aldı. Aracımız kalacağımız otele doğru yola çıktık. Selanik te NEPHALi otele doğru yol almaya başladık. Otelimize gittik aman Allah’ım iğne atsan yere düşmüyor. Çok kalabalık. Bugün burada sınav varmış. Yunanlılar sınav için gelmiş. Turcular kalmaya gelmiş. Tez zamanda odamıza çıkar biraz dinleniriz inşallah. Neyse ben biraz uyanıklık yapıp rehberi takip ettim. Arkadaşım Cemile ’yede işaret ettim ve hemen odamızın anahtarını alıp çıktık. Hemen bir duş ve dinlenmeye geçtik. Biraz dinlendik hazırlanma vakti gelmişti ve hazırlanmaya başladık. Giyindik-kuşandık taverna ya gitmek için aracımızda yerimizi aldık. Zaten Tavernalar hepsi aynı yerdelermiş. Bize ayrılan masamıza oturduk. Burasıda iğne atsan yere düşmüyor. Geneli Türkiye’den gelen insanlar. Garsonların çoğu Türkçe biliyor. Burada ne yenir tabiiki balık yenir. Masamızı donattılar. Salata ve meze çeşitleri bol ve lezizdi. Zaten müzik yunan ve Türkçe idi. Oyun havalarında kurtlarımızı döktük. Yedik içtik ve oynadık. Günün ve gecenin yorgunluğu iyice çöktü. Gitme zamanı gelmişti. Bazı gençler gelmedi onlar geceye devam edeceklerdi. Biz orta yaş grubu otelimize döndük. Gider gitmez uyuduk.  Sabaha kadar deliksiz uyuduk. Sabah uyandırma servisi ile uyandırmaya başladılar ama biz zaten uyanıktık.

21 Mayıs Pazar hazırlandık kahvaltıya Otelin en üst katındaki restoranda çıktık ve kahvaltıya başladık. Rehberimiz uyarmıştı, et ürünleri domuzdan yapılmıştır. Yemek isteyen yiyebilir. Yemeyende başka kahvaltılıklarla karnını doyurur demişti. Biz bildiğimiz için et ürünlerinden almadık. Açık büfe kahvaltı vardı. Yiyeceklerimizi aldık ve kahvaltımızı yaptık. Hatta kalanlardan paket bile yaptık. Tekrar odamıza gidip  çantalarımızı aldık. Resepsiyonda oda anahtarımızı teslim ettik ve aracımıza bindik. İstikamet KAVALA idi ve oradan THASSOS adasıydı. Aracımızla Selanik’ten çıktık  Kavala’ya doğru yol aldık. Kavalada 1 saate yakın kahve çay gezme molası verildi. Hepimiz sahilde gezdik. Mehmet Murat Camii kilise olmuş. Kavalalı Mehmet Paşanın evi pansiyon olmuş. Osmanlı zamanında kalan evler halen günümüzde var. Mısır valisi imiş. Su sarnıçları ve kalesi vardı. Su sarnıçları Fatih sultan zamanında yapılmış. Küçük şirin bir şehirdi kavala. Saatimiz dolunca  aracımızın yanına gittik. Kavalada kalanlar kaldı bizler thassos adası için yola çıktık. Aracımızla feribota bindik. 1 saatlik feribot yolculuğu  bitti karaya ayak bastık. Altın kum plajına gidecektik ama rota şaştı.  Yanlış yere girmişiz. Galiba taş ocakların olduğu yere doğru yol almaya başladık. Bazı arkadaşlar sinirlendi rehbere niye yanlış yola soktunuz otobüsü diye. Genelde navigasyon aleti ile gidiyorduk gideceğimiz yere. Neyse geri döndük doğru yolu bulduk ve altın kuma kadar gittik. Rehber bize saat verdi. Bizler yine deniz kenarında şezlonglara oturduk. Şezlonglar kişi başına 5 Erou idi. Biraz kazık…J Burada da denize girdik. Kumlar beyazdı. Altın kum gibi değildi. Sedir adasındaki altın kum sarıydı buradaki beyaza yakındı. Güneşlendik denize girdik ve dün bugün yanmışız gerçekten. Yananı ALLAH görür dedik ve saatimiz doldu. Hazırlandık. Aracımızın olduğu yere gittik. Adada çok güzel köye geldik. Restoranda kuzu çevirme yedik. Kimisi kokoreç.  Porsiyonları büyüktü ve tabağımızda kaldı gerçekten güzeldi ağzınıza layık. Meryem ana köyü var. Panoiye de yemeklerimizi yedik. 12 Euro ödedim. Bastırmak için limonlu soda içtim. Yediğimiz alanda çınar ağacı vardı kaç yüzyıllıktı bilemedim. Devasa bir çınar ağacı idi. Yedik içtik gözden düştük misali yola koyulduk. Tekrar  Kavala ya devam.  Aracımızla feribota yetiştik. 1 saatlik yolculuk ve Kavala’ daydık. İstanbul Kavala arası 460 km dir. Su sarnıcın altından geçtik. Camiiyi kilise yapmışlar tekrar yanından geçtik, sabah giderken çok yurttaşlarımızla karşılaştık. Özel aracıyla gelende çoktu. Arkadaşlarımızı aldık ve Kavala kurabiyesi fabrikasına kadar gittik. Orada kurabiyeler alındı, çaylar içildi. Moladan sonra devam yola.

Yunanistan’ın  Makedonya bölgesinden rotamız batı Trakya bölgesine doğruydu. Türklerin yoğun yaşadığı bölge ve buradakilerin çoğu Türk’tür.  ISKECE-GÜMÜLCİNE-DEDEAĞAÇ ve gümrük. Yolda gördüğümüz Kıbrıs haritası 1974 deki savaşı hatırlatıyor. Hayat pahalandığı için mazotta pahalıymış burada. İskeçe futbol takımı Skoda sabibi disburutörlüğünü yapıyormuş. 30 yıldan beri I.liğde oynuyormuş. Taş ocakları ve mermer bol burada. Büyük bir gübre fabrikasına sahip. İlerde göreceğimiz rafineri var. % 25 ihtiyaçlarını karşılıyormuş.  Neokavari yada yeni gevheri denilen yere Kapadokya’dan gelen Yahudiler yerleşmiş. Mübadil anlaşması ile buradaki Türkler, Türkiye ye, Türkiye de yaşayan yunanlar, Yunanistan’a yerleşiyor. 2 milyona yakın yunan Türkiye yi terk ediyor. Sadece İstanbul Rumları mübadiller dışında kalıyor. Gökçeada-Bozcada-Rodos-Kos Adası ve Batı Trakya’da yaşayan Türkleri Türk olarak kabul etmiyorlar. Yunanlılar onlara siz Büyük İskender’in torunusunuz diyorlar. Türk kelimesi geçmiyor, Yunanlılar kızıyorlarmış. Batı Trakya’dan Gümrüğe yol aldık. Gümrük işlemleri olana kadar Free Shoop da dolaştık. Yunan Free shoopunu dolaştık. Pasaportları rehber toplayıp, toptan gümrük işlemlerini yaptırdığı için  biz uğraşmadık. Yunan gümrüğü ve Türk Gümrüğü ve sınırdan geçiş. Yuna tarafındaki köprünün korkulukları mavi beyaz bizim tarafın ise kırmızıya boyalı köprüden de geçtik.

22/05/2017 İPSALA gümrük kapısından Türk Sınırlarına geçiş yaptık. Ver elini İstanbul. Gece 03:00 de İstanbul’da olduk. Can dostum Aliye nin Halıcıoğlu’ndaki evinde oldum. Gece 3 saatlik uyku ile tekrar yollara düştük. Sabah uyandım hazırlanıp marş marş metrobüs ve Şirinevler’de inip, taksi tutup havalimanına. Uçak 08:45 de hareket. Koştur koştur derken işlemler bitti ve beklemeye başladım. Kendimi uçağa attım ve Sinop tu yolum. Pilot ne yazık ki inemedi. 2-3 tur sonrasında havalimanına indi şükür…Bir gezinin sonuna gelmiş oldum. Kısada olsa çok yerleri gezip keşfetmek güzeldi. Gezip görmek her zaman harikadır. Değişik kültürler, değişik insanlar, değişik mekanlar ve güzel insanlarla tanışma fırsatı bulduk. Cici bir Psikiyatri uzmanını tanıdım çok şekerdi oğlu ile gelmişti geziye. Boyabat tan dedeleri İstanbul Şişli hürriyet mahallesine göç eden Elizabeth  ŞAM’i tanıma fırsatı buldum. Cana yakın şirin bir yol arkadaşımızdı. Uyumsuz fazla yoktu aramızda gene göçmen Edina Muriç ve arkadaşını tanıdık. En önde oturan bay-bayanlar tipti. Değişik kişilik ve değişik karakterlerdi adeta çocuk gibilerdi.  Bir güzelliğin sonuna geldik, başka baş ka gezilerde buluşana kadar hoşça kalın. Gez-göz yaz demişler bende bir rehberin anlattıklarını bir araya getirip yazmaya çalıştım. Rehber konuştu ben not aldım ve nihayet kaleme alma fırsatı bulabildim. Sürçü lisan ettiysem af fola… 06/06/2017

1-Yunanlarla kültürümüz aynı

2-Geneli Türkçe biliyor

3-Birbirimize benziyoruz.

4-Osmanlı ve Türk izleri halen görülüyor

5-Atamızın evi görülmeye değer…

7-Osmanlıdan kalma Selanik teki Beyaz Kule

8-Kavala’daki Osmanlı zamanında kalan su sarnıçları ve kalesi.

9- Kavala’ daki Murat camii’nin kiliseye çevirmişler. Türkiye deki kiliseler aynı duruyor.

10-Halkidiki yarım ada olan deniz kenti güzel bir sayfiye yeri

11-Thassos adası yunanca taş demekmiş. Taş ocaklarından dolayı bu ismi almış.

12-Yemek kültürlerimiz bile aynı.

13-Her ne kadar Türkiye geri kalmış diyorlarsa da ben inanmıyorum. Yunanistan ta halen eski antenler kullanılıyor. Seneler önce bizde kullanılanlar. Birde elektrik direkleri bizim eski zamanımızdaki ahşap direklerdendi. Her ne kadar Avrupa birliği üyesi olsalar da benim gördüklerim ve izlenimim bu yönde…

Kevser YALÇIN KARADAŞ

SİNOP

 

İstanbul-BERLİN-ALMANYA-KEİL-HAMBURG-BERLİN 2 Ekim 2019/13 Ekim 2019

İstanbul-ALMANYA-KEİL-HAMBURG-BERLİN

 

IMG-20191010-WA0053

2 Ekim 2019/13 Ekim 2019

1.jpg

2 Ekim de mesai çıkışı koşturmaca eve gittim. Son valiz kontrollerini yaptım.  3 Ekimde eşimin arkadaşı gelip bizde kalacaktı. Elektrikli aç evi süpür, çorba yemek yap derken kendimi saat 18:50 de zor attım kendimi dışarıya. Dolmuşla garaja gidip, otobüste yerimi aldım. Çok koşturduğum için giderken otobüste dinleneceğim inşallah.  Gerçekten de otobüste giderken gece boyu dinlendim. 

1.jpg

03/10/2019 Sabah Dudullu’ da indim. Niyetim Kadıköy’ e geçip, havalimanına gitmekti. Kadıköy servisine bindim. Kendi aralarında insanlar konuşurken duydum, havalimanına servis varmış, hemen diğer servise geçtim. Havalimanına geçtim. Giriş işleminden sonra dış hatlara geçtim. İnternetten işlem yaptığım için havalimanından kendimiz işlem yapıyoruz. Uçak saat :11_00 de hareket. Tüm işlemleri yaptırdım. Beklerken bir şeyler yiyeyim dedim. Zaten havalimanında yiyip-içmek pahalı. Ben yerken masama 3 kişi geldi baktım Arapça yada farsça konuşuyorlar. Biri İranlı imiş. Hatta annesi Çorumluymuş. Hollanda da ikamet ediyorlarmış. İran nere Çorum nere yani, kader kısmet olunca fark etmiyor demek ki… Uçak a geçtik. Uçak tada canım bir şeyler istedi ve yedim, bana afiyet olsun…kazıklı kazıklı.:)

2.jpg

Uçak inişe geçti ve Berlin merkeze 1 saatlik uzaktı havalimanı. Çıkış işlemleri derken ters bir polise çattım. Almanca yada İngilizce biliyor musun diye sordu.

Polis: Do you speak Germany or English

Ben:  I am know a little English

Polis: Why did you come to Berlin

Ben: My cousin lives in Berlin and visit

Polis: How many days stay in Berlin

Ben: I stay in Berlin 10 day,  after back TURKEY

Polis: Return tıcket

Ben: Here you go, dedim ve geçtim valiz almaya. Valizimi aldım ve çıkışta AYDOĞAN bekliyordu.(Halamım oğlu) Görünce ben mutlu oldum. Hatta bu Almanya gezisine abimle gidecektik. Bir yıl önce biletler alınmıştı. Abimde ameliyat olmuştu. Doktoru müsaade etmemiş yolculuğa. Bende gitmekten vazgeçecektim, Aydoğan Kevser abla hepimiz bekliyoruz dedi. Abimi son ana kadar gelecek biliyordum. Gitmeden bir gün önce demişti. Biraz hayali sükûta uğradım…Aydoğan aracı ile bekliyordu ve aracıyla Berlin e hareket ettik. Eve girmeden Türk Lokantası HASIR a gittik.

3.jpg

HASIR’ da çalışanların hepsi türk ve TÜRKÇE konuşuluyor.  Mercimek çorbası aynı bizdeki gibi. Almanya damıyım yoksa Türkiye’demi anlamıyorsun.  Yemeğimizi yedik ve eve doğru yol almaya başladık. Aslında lokanta ile ev yakın ama taksi ile gittiğimiz için uzak gibi. Hatta geçerken Aydoğan bana doğduğu hastaneyi gösterdi. Aydoğanın evinden çektiğim karşı apartman.

4.jpg

Eve geldik ve en üst katta oturuyorum dedi. Asansör yok. Çık çık bitmiyor. Apartmanın iç merdiven ahşaptan yapılmış. Bina en az 100 yıllık, bizde olsa çoktan yıkılıp gökdelenler dikilirdi. Aydoğa’nın evi büyük ve kendi kalıyor. İnşallah kalbine göre iyi birisi çatarda evlenir. Odamı gösterdi valizimi koydum. Valizi tarttım tam 18,5 kilo idi. Fındık-kestane-tereyağı-peynir-zeytin-helva almıştım yanıma çünkü Avrupa gezilerinde yediğimiz halde aç kalmıştım. Bizim damak tadımıza uygun olmadığı için… Kuzenlerim 6 kardeş. Hepsi evli sadece Aydoğan bekar.  İkizlerin eşi Nevim Berlin’ de yaşıyor. Çok uzun zaman oldu görmeyeli. Yazın Sevim-Doğanay-Aydoğan hep görüştük.  Nevim aradı ve Kevser ablam yorgun değilse gelelim akşam dedi. Fark etmez gelsinler dedim. Eşinide tanımıyorum. Bebişi olmuş hem kızını görürüm. Akşam geldiler. Çay demledik. Aydoğan pasta bir şeyler almış. Nevim lerde kuru pasta getirdiler. Çayın yanında yedik içtik ve sohbet ettik. Eşi Burak ve minik Doğa ile tanıştım. Doğa hep babaya benziyor. Sessiz-sakin babanın kucağından inmeyen tatlı bi DOĞA. Arada bana bakıyor ve gözlerini kaçırıyor sevimli prenses. Keşke canım halam hayatta olsaydı da görebilseydi torunlarını. Genç yaşında akciğer kanserinden aramızdan ayrıldı ve Almanya’dan cenazesi geldi. Çok ağladım çok ve çok erken gitti. Hayata ve çocuklarına doyamadan. Taktiri ilahi ne desek boş…

1.jpg

Nevim lerle sohbet-muhabbet derken vakit geçti ve onlar evlerine gittiler. Bende yattım. İyi geceler bize. Ben biraz uykuyu sevmeyen biriyim. Çünkü az uyku fazla zaman diyenlerdenim. Eşim her zaman derki: Uyuma, uyuyanı kimse sevmez, uyanık ol der. Açıkçası uyku ile zamanını öldürme diye uyarır. Körle yatan şaşı kalkar misali bende eşim gibi az uyur oldum nedense.:)

1.jpg

04 Ekim 2019(Cuma) Sabah erken kalktım. Yatağımı topladım ve kahvaltıyı hazırladım. Daha sonra Baktım benim bitişikteki odadaki karyola düzeltilmiş. Aydoğan kalkmış gitmiş diye düşündüm. Kahvaltı hazır yakında gelir diye beklerken Aydoğa’nı koridorda gördüm ve dışardan mı geldin dedim. Yoo dedi, şimdi kalktım dedi. Nasıl yani karyoladaki yatak yorgan düzelmiş dedim. Abla ben kendi odamda kaldım dedi. Nasıl yani başka oda daha mı var dedim.  Giriş kapının yanında oda varmış ve benim hiç dikkatimi çekmemiş…J Neyse kahvaltımızı yaptık. Bugünkü rotamız Sevim & Selçuk çifti ile Doğanay & Suna çiftini göreceğiz. Kahvaltımızı yaptık ve yola çıktık. Öğlen çıktık  ancak akşama KİEL de oluruz dedi Aydoğan. 359 km yol kat edeceğiz bugün. Yollarda bizdeki gibi paralı geçişler yok. Şansımıza yol boş. Tabi ki araçlar varda İstanbul trafiği gibi değil.

2.jpg

 2 yerde mola verdik. Akşama Sevim lerin evine vardık. Onlarda akşam için MEDEA isimli Tiflis li bayanın açtığı lokantaya rezerve yaptırmışlar. Sevimler Triplex evde oturuyor. Evleri şirin ikiz triplex bahçeli güzel bir ev. Hatta Selçuk lahana dikmiş ama güneş almayan yere diktiği için pek büyümemiş. Selçuk damadımız Artvin li Gürcü olduğu için mancarı dikmesi ondandır ondan. Sevim & Selçuk çocukları  Janset ve kardeşi Timuçin hazırlandılar ve lokanta için yola çıktık. Doğanay & Suna çocukları Dijan ile Jantey ve dayılarıda geldi.  11 kişi masa hazırlandı ve geçtik. Yemekler gerçekten çok lezizdi.

1.jpg

1.jpg

Ben Gürcü lokantasında tabiki gürcü HACAPURİ istedim. Gerçekten lezzetliydi.  Sohbetler edildi, yemekler yedi ve ayrılık vakti geldi.

1.jpg

Aydoğan Sevimler le gitti. Bende Doğanay larla gittim. Doğanay arsa alıp ev yaptırmış dublex.  Evini dolaştım çok güzel geniş, üst katlar yatak odası ve alt kat mutfak ve oturma salonu ve birde misafir için yatak odası yapmışlar. Köşe koltuklar açılınca kocaman çift kişilikli yatak oluyor ve çok rahat. Doğanay’ın eşi Suna da Kayseri Çerkezlerinden becerikli bir gelinimiz. Evinde yuvasında çocuklarıyla birlikte mutlulukları ve başarıları daim olsun. Ben alt katta yattım. Suna lavobayı ve banyoyu gösterdi. Banyo havlularımı verdi ve hepimiz sohbet ettik ve yattık. Çocukların piyanosu var ve piyano çalıyorlar. Sessiz sakinler. Sabah Aydoğan beni almaya gelecek ve HAMBURG a SETENAY a geçeceğiz inşallah. Yarın yollardayız ve akşama döneceğiz inşallah. Cumartesi günüde Hamburg da gezeceğiz…

Doğanay ların mutfağında her şey dolabın içinde. Ortalıkta hiçbir şey görülmüyor. Derli toplu…

1.jpg

05/Ekim 2019 ben erken uyandım. Doğanayın kızıda erken kalkmışti. Biraz sohbet ettik ve banyo yapacaktım. Sıcak ve soğuk gösterdi. Herkes uyurken banyomu yaptım hazırlandım. Ev ahalisi de sonra kalktılar. Suna kahvaltı hazırladı ve Aydoğan geldi. Hep birlikte kahvaltımızı yaptık ve yola 12:30 da çıktık. Doğanay’ ın evi güle güle otursunlar sağlıkla ve huzurla…

1.jpg

Bugünde 100 km yol yapacağız inşallah…Yollar gide gide biter misali Hamburg’ a girdik.

1.jpg

1.jpg

Setenay’ ın evine giderken yan caddedeki bu bina hoşuma gitti ve çektim. Galiba restoranmış. Evleri Hamburg un biraz dışında ve sessiz sakin bir yer olan HARBURG da oturuyorlar. Şenay la (Setenay) Aydoğan telefonla görüştü ve geldiğimiz söyledi. Setenay hem çöpü dökeyim diyerek çıkmış dışarıya ve evin önünde buluştuk.

1.jpg

Biraz özlem giderdik, kucaklaştık mahzunlaştık ve eve çıktık. Şenay masayı hazırlamış. Evde kızı SEMİNAY ve oğlu İLKAY dı yanlış hatırlamıyorsam evdelerdi.

Eşi işteymiş. Eşi seneler önce Sinop a gelmişti ama tanışma fırsatını yakalayamamıştık. Hatta görümcesi gelmişti bize. Ben kızları ve çocukları eve yemeğe davet etmiştim. Damat adayımızı o zaman gelememişti. Eskileri yad ettik. Şenay kahvaltıyı hazırlamış ve  elini bir şeye sürse hemen yıkıyor. Bu kadar su ile oynama dedim. Biraz canının kıymetini bilesin dedim ama inşallah ellerinin kıymetini bilir. Masada hem çayımızı içtik hem sohbetimizi yaptık. Kah eski günlerimizi andık, kah gelecekten konuştuk. Kahvaltının peşine kahvelerimiz içildi ve gezmek için dışarıya çıkacaktık. Seminay sessiz sakin hanım hanımcık üniversite okuyan cici kızımız. Oğluda kendi halinde. Setenay ların evindede piyano var. Çocuklar müziklede iç içeler anladığım kadarıyla…

1.jpg

Piyano ve müzik seti. Müzik ruhun gıdasıdır demişler…

1.jpg

Setenay ın canlı çiçeklerin olduğu balkondan çektiğim fotoğraflar…

2.jpg

Aydoğan, ben, Setenay ve Seminay Hamburg’ a yola çıktık. Yol çalışmaları olduğu için bayağı dolaştık ve iskeleye gittik.

1.jpg

Köprüden geçtik. Şansımıza hava güneşliydi.

2.jpg

(Yapımı yıllar süren ve 114 milyon avroya mal olan Elbphilharmonie 2017’de büyük bir kutlamayla açılmış.

1.jpg

Elb Nehri’nin kıyısında yer alan yapı, bir dalgayı anımsatan mimarisiyle Hamburg’un yeni sembolü oldu. Binada, en büyüğü 2100 kişilik üç konser salonu bulunuyor. Hamburg’ta görülecek yerlerin başında gelen Elbphilharmonie’de 2019 yılında bir konser izlemek belki size de nasip olur!) İnternetten alıntı.

1.jpg

Yürüyen merdivenle çıktık. Tepeden gelip geçen gemilere ve binalara baktık. Manzara harikaydı tek kelimeyle…

2.jpg

Konserler buradaki binada verilirmiş. İçinin atmosferi daha farklı. Dışardan bakınca farklı içine girince farklı bir konser binası ve üst katlar oteldi galiba…

1.jpg

1.jpg

Dayı yeğen…Aydoğan ile Seminay. Binanın etrafında gezdik Dört bir tarafına tepeden baktık.

2.jpg

2.jpg

Hamburgta çektiğim fotoğraflar…Akşam gün batımıda harikaydı…

1.jpg

1.jpg

Dilekleri için köprüye kilit takmışlar. Konser binasını yerden çektim. Metronun geçişin ide yakaladım.

1.jpg

1.jpg

1.jpg

Bayağı gezdik dolaştık. Hava güzel olduğu için insanlar hep dışarıdaydı. Güneşli havayı değerlendiriyorlar haklı olarak. Konser binası çok kalabalıktı ve insanlar yukarıdan fotoğraflar çekiyorlardı. Türk sanatçılar buradaki binada geldiğinde konser veriyorlarmış. 2017 de büyük bir coşkuyla açılışı yapılmış. Şimdi denk gelemedik konserlere ama belki bir gün gittiğimde denk gelirse giderim inşallah…Kısmet diyelim…

1.jpg

1.jpg

Gezdik-dolaştık geri eve dönüş başladı. Eve gittik, eve gitmeden market e uğradık. Setenay’ ın evine gittik.  Akşam yemek için hazırlıklar başladı. Şenay’ın eşi geldi onunla sohbet ettik. Yemekler hazırlandı akşam yemeği peşine çay ve kahve. Hatta kestaneyi pişirdik çayın yanına Sinop kestanesi iyi gitti. Setenay’ ın ellerine sağlık her şey çok güzeldi. Hatta çalıştığı yerde evine çok yakındı. Evden iş yerine gitmesi 5 dk yı bulur-bulmaz. En son kahvelerimizi içtik ve saat 24:00 e geliyordu vedalaştık. Onlarıda görmek ve özlem gidermek süper oldu benim için. Uzun zamandan beri görüşemiyorduk. Hoşça kal HAMBURG diyerek, Setenay’ larla vedalaştık. Belki bir gün yollarımız bir yerde kesişir…

1.jpg

Gece saat 01:30 da KEİL deydik. Doğanay’a bıraktı beni Aydoğan kendiside Sevim’lere gitti. İYİGECELER.

1.jpg

06/10/2019 KEİL Sabah uyandım ve kalktım. Ev sahipleride kalktı. Suna kahvaltıyı hazırladı. Bugün Keil de etrafı gezeceğiz. Doğanay’ ların evi Keil’ in dışında şirin bir yerde. Sunacığım ellerine sağlık kahvaltın süperdi.

1.jpg

Kahvaltıdan sonra BALTIK denizin kenarına gezmeye gittik. Buradan Norveç e diğer ülkelere gemiler gidiyormuş. Hatta üne birlik seferler varmış. Akşam binip, sabah gemi Talinn, Norveç, Danimarka, Rusya ve Almanya’nın en özel limanları; Bergen, Kopenhag, St. Petersburg, Kiel ve Stockholm a uğruyorlarmış. Gündüz gezip, gece tekrar geriye dönülüyormuş.

2.jpg

Baltık denizinde 30 bin 3 kişi ölmüş II. Dünya savaşında. 739 deniz altı kaybolmuş. 1939 ve 1945 arasında. Sadece Alman sularında, geleneksel mühimmat ve kimyasal savaş malzemelerinin miktarının yaklaşık 300 bin ton olduğu düşünülüyormuş.

1.jpg

2.jpg

Örneğin, Kolberger Heide mühimmat alanı Kiel’in hemen dışında bulunuyor – yaklaşık 35.000 ton deniz mayını ve torpilinin maksimum on iki metre derinlikte ve plajın görüş alanı içinde bulunduğu bir bölge. Baltık denizin altı adete patlamaya hazır saatli bomba gibiymiş…I. Dünya savaşında denizaltı baltık denizinde batmış ve binlerce insan kaybolmuş. Hatta gezdiğimiz bu alanda onlar için çiçekler dikilmiş ve içeride dua etmek için şapel vardı. Batan denizaltının, komutanların ve ölenlerin isimleri vardı. Savaşlar çok acımasız. Menfaatler uğruna halen günümüz de savaşlar devam ediyor. Binlerce ev sönüyor. Çocuklar babasız kalıyor. Kadınların ise eşleri ölüyor. Anlamsız bir dünyada yaşıyoruz vesselam. Her zaman barış olsa da tüm insanlık güle oynaya yaşasa. Kavanoz dipli bu dünyada pek mümkün değil galiba…Ne olursa çocuklara ve eşlere oluyor…

1.jpg

2.jpg

Denizaltı müzesinin içindekiler. Oradan tekrar pasta haneye gidip bir şeyler içip yedik. Suna eve gitti. Bizler senato binasını ve parkı gezdik. Daha önce karşıyı gezmiştik. Şimdide Baltık denizin diğer kıyısına geçip deniz boyunca yürüdük. Neredeyse 10 km ye yakın yürümüşüz. Ben Doğanay la eve geçtim, Sevim’ lerde Aydoğan’ la geldiler. Suna eve erken gitmişti. Yemekler hazırlamış. Bizde ufak tefek yardım ettik. Salata balık çorba kızartma yemek derken çok lezizdi doğrusu. Ellerine sağlık Suna’ cığım hepsi birbirinden lezizdi…Masanın etrafında 10 kişiyle akşam yemeğini yedik. Çay ve kahve derken Sevimler evlerine gitti. Bende vedalaştım yazın görüşmek üzere diye… Yarın Aydoğan’ la kahvaltının peşine BERLİN’ e gideceğiz. Bu arada ben POLONYA’ ya gitmek için biletimi ayırttım. Polonya da Ezgi’nin yanına gidecektim. Birkaç fotoğraf atmıştım Halk Eğitimden Hamburg’ da yaşayan öğrencim Aygün AKSOY görmüş. Hemen yazdı hocam görüşelim diye ama biz Keil e geçmiştik. Sağlık olsun belki başka sefere giderim…

3.jpg

1.jpg

2.jpg

07/Ekim/2019 pazartesi  Sabah kalktık ve kahvaltımızı yaptık. Çocuklarla ve Doğanay ve Suna ile vedalaştık. Aydoğan geldi ve beni aldı yola çıktık. 359 km yolumuz vardı. Yollar gide gide biter misali çıktık yola ve geri dönüşe geçtik.

1.jpg

Akşam yemek yedik. Aydoğan araç kullandığı için o daha çok yoruldu. Eve geldik beşinci katı çıktık ve çay-çorba derken yorulduk ben yattım. Sabah Berlin de müzeye gideceğiz inşallah…

2.jpg

1.jpg

08/11/2016  Salı Berlin Sabah kalktım kahvaltıyı hazırladım. Aydoğan kalktı. Hatta akşam demiştim ki yarın buraları süpürüp sileceğim. Kahvaltıdan sonra paçaları sıvadı ve bana hiçbir şey yaptırmadı. Elektrik süpürgesi ile süpürüp her tarafı sildi. Sen otur ve dinlen hiçbir şey yapma dedi sürekli. Biraz tatil biraz dinlenme biraz ziyaret derken vakit doluyor. Bu arada Ezgi ile konuştum ben geleceğim beni garajdan alabilecek misin diye. Ezgininde dersi vardı gidip 2 gece kalacaktım ve dönecektim. Akşamları dahi dersi vardı. Polonya ya gitsem nasıl görüşecektim ki…Bende en iyisi gitmekten vazgeçeyim dedim. Biletleri iptal edeyim dedim. Geri öderlerse alırım diye düşündüm. Olmazsa da sağlık olsun dedim.

4.jpg

Kahvaltı temizlik derken biz İSLAMİ MÜZEYE gitmeye PERGAMA ya gitmeye karar verdik. Önce mahalleden otobüse bindik. Tekrar başka bir araca bindik. Berlin de yapılmış büyük metronun orada tekrar indi bindi yaptık.

1.jpg

2.jpg

3.jpg

5.jpg6.jpg

1.jpgAnadoludan aşırılıp-kaçırılan heykeller…

1.jpg

2.jpg

3.jpg

4.jpg

5.jpg

7.jpg6.jpg

1.jpg

2.jpg

3.jpg

4.jpg

5.jpg

6.jpg

1.jpg

2.jpg

3.jpg

4.jpg

5.jpg

İslamı müzeyi gezdik ama içim burkuldu. Bu kadar eserler ANADOLU’ dan kaçırılıp nasıl buralara kadar nasıl getirildiği düşündürücüydü doğrusu…Bizler eserlerimize de binalarımıza sahip çıkamamışız. Almanya 100 ve 200 yıllık binalar ayakta duruyor sapasağlam…

7.jpg

Tekrar eve dönüşe geçtik. Eve geçmeden HASIR Lokantasına uğradık. Bu sefer başka şubesine yemeğe gittik. Çorba içtim ve diğer yeri daha çok beğenmiştim…Yemekten sonra eve gittik. Gülay’ın eşi Erhan da geldi. Çay demledik sohbet ettik. Aydoğan işe gidecekti vazgeçti. Hep birlikte oturduk, konuştuk. Saat epey ilerledi ve uyku zamanı geldi ve bizde uykuya geçtik.

09/10/2019 Çarşamba       Sabah kalktım kahvaltıyı hazırladım. Bugün evdeyim niyetim kitap okumak. Kahvaltıdan sonra çamaşırlarımı attım makineye… Evde olan bir romanı okumaya başladım.

1.jpg

DİPLOMASIZ kitabını okumaya başladım. Bugün evdeyim ve dinlenme modundayım. Bugün pırasa almıştı Aydoğan pırasa çorba ve salata yapacağım akşama inşallah… Kitap ı okurken bir ara uyumuşum. Akşam Aydoğan geldi yemek yedik ve tekrar işe gitti. Biraz daha okudum niyetim romanı bitirmek Türkiye ye gitmeden…Saat epey oldu bende uyuyayım dedim, çünkü yarın MUMYA MÜZESİ ne gideceğiz. Yarın ola hayrola…Her şeyin hayırlısı…

1.jpg

Berlin’deki Adalet sarayı

10 Ekim 2019   Perşembe  Kahvaltımızı yaptık ben erken uyanıyorum. Aydoğan gece çalıştığı için geç geliyor ve geç uyanıyor. Birlikte sohbet ederek kahvaltı yapıyoruz. Abla sen gidince kim hazırlayacak kahvaltıyı alıştırdın beni diyor. Çoçuklu yaramazdı şimdi ise ağır ve beyefendi bir kişiliğe sahip. Gerçi 6 kardeş altısıda oturduğu kalktığı yeri biliyorlar. Rabbım hepsinin işini denk getirsin ve bereketli ve hayırlı kazançları olsun. Bu sefer yürüyerek gidelim dedi. Bana uyar dedim. Hem etrafı öğrenmek açısından yürümek benim için iyi olur diye düşündüm. Evden çıktık yola Adliye sarayında verdik mola.

1.jpg

Berlin’ deki hapishane..

1.jpg

1.jpg

Merkel’in çalışma ofisi…

1.jpg

Tekneler yolcu taşıyor.

1.jpg

2.jpg

3.jpg

Senato binası.

1.jpg

Seneler önce orta Avrupa turunda buraları gezmiştim. Tekrar kısmet oldu. Aydoğan’ın evine de yakın buralar. TV kulesinede gideceğiz inşallah tabi zaman kalırsa. Alexandra meydanı…

1.jpg

1.jpg

 Şimdilik rotamız MUMYA MÜZESİ… Buradaki müzede ünlülerin mumyadan heykellerini göreceğiz. Meydana çok yakın bir yerde müze, Aydoğan biletleri aldı ve müzeye girdik. Girişte MERCEL’ in heykeli var ve canlı gibi.

1.jpg

Amerika Başkanlarıyla…

1.jpg

2.jpg

Trump olmadan olmaz dedik…

1.jpg2.jpg

1.jpg

Efsane müzisyen…

1.jpg

Meşhur fizikçi bilim adamı ile..

1.jpg

Papa ile…

2.jpg

3.jpg

Mesut ÖZDİL

1.jpg

1.jpg

Mumya müzesindeki heykeller gerçekten canlı gibiydiler. Müzeyi gezerken Türkçe konuşanlarda vardı…

2.jpg1.jpg

1.jpg

Berlin’e yolu düşen MUMYA MÜZESİ ni gidip görün…

2.jpg

2.jpg

Bugün güzel yerleri gezdik. Dönüşte caffeye uğrayıp kahvemizi içtik. Caffede otururken birde baktım dışarıda yağmur yağıyor. Hava günlük güneşliydi ve karadeniz gibi yağmurda yağıyordu.

4.jpg

Uğradığımız mekan küçük ama  temizdi.

3.jpg

Geri dönüşte Berlin yazısına ayak bastım… 

1.jpg

Nehirde tekne ile tur yapan insanlar…

Gezdik-dolaştık yorulduk ve eve geldik. Ben dinlenmeye geçtim, Aydoğan işe gitti. RABBİM işini gücünü denk getirsin, hayırlı müşteriler ve bereketli kazançları olsun. Akşam Gülay’ın eşiyle markete gittim çocuklara çikolata ve sipariş viskiyi aldım.

11 Ekim 2019 Cuma  Sabah rutün işler ve ben üşütmüşüm sesim gitmiş. Grip mi nezlemi bir şey oldum galiba. Aydoğan ilaç verdi içtim, inşallah iyi gelir. Bugünde evdeyim çay-kahve yemek derken vakit geçti. Tabi kitap okumaya devam. Boş vakitleri değerlendirmek lazım. Akşam Aydoğan geldi ve DELPHİN balık lokantasına gidelim dedi. Birlikte Türk lokantası olan Delphin e gittik. Somon balığı söyledik. Somon balığını küçük patates ve yeşil börülce ile sunum yaptılar. Yeşil salatasıda lezizdi…Kuzenimin kesesine bereket…

1.jpg

Eve döndük ben biraz daha oturdum, Aydoğan çalışmaya gitti ve uykuya dalmışım…Good-night

1.jpg

2.jpg12 Ekim 2019 Cumartesi  Bugün kahvaltıyı hazırladım ama niyetim ekmeği ben almayı düşündüm. Kapı sert kapandığı için Aydoğan uyandı dön geri ben alacağım dedi. Hayır ben gideceğim bana dokunma dedim ve inadımı sürdürdüm ve gittim. Türk fırınını göstermişti. Bende fırına gittim bayan Mersinliymiş. Konuştuk ve kahve içmeye beklerim dedi. Bende yarın ayrılıyorum dedim. Bir daha yolum düşerse belki dedim. Aydoğan sütlaç istemişti ve ben buğday nişastası alacaktım. Bayana Almanca olarak yazdırdım ve Türk marketine gittim. Türk marketinde Türk elamanlar vardı bana yardımcı oldular. Alacaklarımı aldım ve eve döndüm. Anahtar var ama kapıyı açamadım nedense, zili çaldım Aydoğan uyumuş tekrar duymadı. Kapının anahtarı ile savaş halindeydim epeyce uğraştıktan sonra kapıyı açabildim nihayet…

1.jpg

Mutfakta kahvaltımızı yaptık ve sütlacıda yaptım. İçine nişasta, vanilya ve limon kabuğu rendeledim. Mis gibi oldu. Afiyet olsun, benimde elime sağlık. Aydoğan işine gitti. Ben evi toparladım. Elektrikli süpürgeyi açtım ve ortalığı süpürdüm. Valizimi toparladım çünkü yarın abbas yolcu… Akşam tekrar Nevim & Burak ve minik prenses Doğa ve biz DELPHİN balık lokantasında buluştuk. Bu sefer  çipura yiyelim dedim keşke somon alsaydım. Kılçıklarıyla bayağı uğraştık. Hep birlikte yemeğimizi yedik. Sohbetler ettik ve ben Nevimlerin evine gittim. Aydoğan biraz daha çalışayım daha sonra seni alırım ve gideriz dedi.

Nevim’ lerin evine gittik. O da beşinci katta çık çık bitmiyor. Bebekle nasıl inip-çıkıyorsunuz dedim. Biz alıştık dediler. Evlerinde huzurlu mutlu bebişleriyle otursunlar. Rabbim mutluluklarını daim etsin. Bitki çayı ve Türk kahvesi içtik. Ellerine sağlık karakız. Rahmetli halamın kopyasıydı adeta…Aydoğan geldi beni aldı ve eve gittik. Aydoğan bana spor fuşya rengi mont almış. Baton demiştim onuda almış ama parasını vereceğim dedim. Diğeri hediyen ama bunu ödeyeceğim dedim. Zorla cüzi bir para aldı. Almazsan bende batonları almam dedim. Gece eve döndük ve yarın son gün. Ben yattım yarın Almanya-Türkiye ve Sinop a yolum var…

1.jpg

13 Ekim 2019 Pazar  Bir gezinin sonuna geldim ve birlikte son kahvaltımız. Aydoğanla hem sohbet ettik hem kahvaltımızı yaptık. Abla alıştım ben sana şimdi ne olacak dedi. Kahvaltıyı hazırlıyorsun birlikte sohbet ediyorduk alıştırdın ve gidiyorsun dedi. İnşallah iyi günlerde buluşuruz yine dedim. Valizle geldiğimde 18,5 kilo idi şimdide aynıdır değişiklik yoktur kiloda sanırım. Evden çıktık beni hava limanına bırakacak Aydoğan.

2.jpg

Arabanın plakası süperdi. Berlin ve Aydoğan peşinden 5757 geliyor ve özel plaka… Gerçekten çok beğendim plakayı. Yurt dışında gurbetçiler genelde illerinin plaka numarasını alıyorlarmış. Farklı farklı plaka numaralarını gördüm. Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş. Oda özgürlüğünü istemiş.

1.jpg

Aracıyla hav limanına gittik. Pegasus da 2 görevli var milim milim işliyor sıra. Gıcık oldum doğrusu, benim için Aydoğan da işine geç kalacak bu gidişle…

Neyse valizimi verdim. Aydoğan la vedalaştık. Hatta buzdolabına yazı yazdım bıraktım eve geldiğinde okursun dedim…Çok sıra beklediğim için free shop a bile bakamadım. Zaman aktı gitti. Sırada neredeyse bir saati geçmişti beklememiz. Neyse numaralara baka baka İstanbul a gidecek salona indim. Polis noktalarından geçtim. Polis bir şey dedi ama anlamadım. Oda benim anlamadığımı anlayınca bir şey demedi… Derken otobüsle uçağa gittik. Cam kenarı olduğu için dışarıya baktım, valizleri atmadan koyuyorlardı. Bizde pat pat atarak yapıyorlar, kaç kere gördüm. İnşallah bizimde aynı yaparlar da valizlerimiz kırılmaz ve zarar görmez… Saat: 14_00 de idi biraz geç kalktı ve İstanbul a indik. Valizimi aldım ve Havabus e geçtim Kadıköy e gitmek için. Kadıköyde indim valizimi Kamil Koç a bıraktım ve lokantaya gittim. Yolda arkadaşım Şükriye yi aradım, vaktim yok ben döneceğim hemen dedim.

1.jpg

Ben yemek yedim vefalı arkadaşım geldi. Çay içmeye başka yere gittik. Birlikte azda olsa sohbet ettik. Sinop tan yola çıkmadan bir gece önce birlikte yemek yedik ve çay içmiştik. Dönüşte kısmet olursa buluşuruz demiştik. Kısmet oldu ve buluştuk. Tekrar Kadıköy den ben Dudullu ya servise bindim. Bir saate yakın sürdü ve Kamil Koç un tüm otobüsleri geldi ve Sinop aracına bindim. Niyetim yolda giderken uyuyup dinlenmek. Sabah iş başı çünkü. Yollar gide gide gider derken sabah oldu. Sinop yolları görüldü. 14/Ekim 2019  Otogar da indim ve dolmuşa bindim. Valizi eve bıraktım ve mesaiye geldim. İyisiyle kötüsüyle bir yolculuğun sonuna geldim. Sayılı günler çar çabuk bitti. Sağlık olsun. İnşallah güzel günlerde güzel yerlere yelken açarız. Almanya da beni gezdiren kuzenim AYDOĞAN a/  Diğer kuzenlerim NEVİM & BURAK / ERHAN & GÜLAY -KEİL deki DOĞANAY & SUNA/ SEVİM & SELÇUK / SETENAY & İLKER kuzenlerime ve eşlerine çok teşekkür ederim. Emeklerinize ve kocaman yüreklerinize sağlık. Sinop ta Kevser ablanız var unutmayın. Kapımız sizlere daima açıktır CANLAR… Her şey için kocaman TEŞEKKÜRLER.

Sürçü lisan ettiysek af ola

Kevser YALÇIN KARADAŞ

SİNOP

20191004_160328.jpg

20191005_180448.jpg

20191005_180753.jpg

20191005_180804.jpg

20191005_180759.jpg

20191005_180926.jpg

20191005_180952.jpg

20191005_184544.jpg

20191006_133738.jpg

20191006_133543.jpg

20191008_155838.jpg

20191008_161407.jpg20191008_165400.jpg

20191008_163744.jpg

 

20191008_172925.jpg

20191008_173054.jpg

20191008_173239.jpg

20191008_175311.jpg

20191008_175430.jpg

20191008_175743.jpg

20191010_131003.jpg20191010_130353.jpg

20191010_131018.jpg

20191010_131833.jpg

20191010_131855.jpg

20191010_132328.jpg

20191010_141017.jpg

20191010_141036.jpg

 

IMG-20191006-WA0093.jpg

IMG-20191006-WA0103.jpg

20191013_075629.jpg

20191013_075611.jpg

20191013_075540.jpg

20191010_135502.jpg20191010_134734.jpg

20191010_132719.jpg

20191008_180137.jpg

20191008_173926.jpg

20191008_171924.jpg

20191008_172246.jpg20191008_172528.jpg

20191008_163529.jpg

20191008_152605.jpg20191008_153013.jpg

20191008_153108.jpg

20191008_151209.jpg

20191005_183504.jpg

20191005_180952.jpg

20191005_180217.jpg

20191005_174606.jpg

20191006_134657.jpg

20191005_180753.jpg

20191005_184935.jpg

20191008_160054.jpg

20191008_160101.jpg

20191008_160254.jpg20191008_163617.jpg20191008_160146.jpg

 

 

BAŞKENTLİ DOSTLARLA BİRLİKTE / SİNOP-ERFELEK-BOYABAT (Karasu’da Pazar Var.)2014

1.jpg

18 Haziranın Selim SAĞDIÇ’ la face de konuştuk. 28 Haziran cumartesi günü Sinop’a gelmeye arkadaşlarla karar vermişler. 1 gece konaklayıp Erfelek Tatlıca Takım Şelalelerinde görmek istiyorlardı. Misafirhaneden yerlerini ayırttım. Kastamonu’dan sahilden gelmeyi planlamışlardı. Sahil yolunun manzarası güzel ama yolu pek güzel değildi. Arkadaşlarla ara ara konuştuk, gelirken dikkatli olmalarını çaktırmadan söyledim.:) Sabah 05_00 de yola çıkmışlar. Ayancık, İnaltı Mağarası ve Akgöl de planları arasındaydı. Gezerek geldikleri için vakit geçince planlarını öteleyip rotamız Sinop demişler. Saat 16_00 yı gösterirken Sinop’a ulaştılar.

1.jpg

Bende yorgunluk çayı demledim, biraz yorgunluklarını alır diye. Balkonda bekledim evi tarif ettim, çünkü çok kolay, üst geçitten sağa dön, tekrar sağ ve ikinci apartman, balkondan el salladım. Ve sağ olsunlar geldiler. Selim, Zübeyde, Nurcan ve Selda çaylar içildi. Sohbetler yapıldı. LUKKA etkinliğinde Adrasan’ da çadırlarımız yakındı. Bitişik komşularımızdı ve ilk dostluğumuzun adımları orada atılmıştı.

1.jpg

Saat 17_00  olmadan Hapishaneyi ziyaret edelim dediler. Gezilecek-görülecek yerler çok vakit az, az zamanda çok şeyler başarmaya çalışacağız.

1.jpg

             Sinop adını Amazonların kraliçesi SİNOPE’ den almış aldığı da söyleniyor, diğer rivayete göre ise Irmak Tanrısı Asopos’un kızı su perisinin adıymış. ZEUS’ u kendine aşık eden Sinope’yi  dünyanın en güzel yerlerinden biri diye Sinop’a yerleştirildiği ve adını güzel şehrimize vermişler.

1.jpg

 Sinop doğal yapısı ve tarihi geçmişi ile 6000 yıllık geçmişe sahip. Yeşil ile mavi içiçe temiz doğası ve denizi ile görülmeye değer yerlerden biridir. Sinop yarımada olduğu için bir tarafta denizde dalga varsa, diğer tarafta girme şansı vardır her zaman.

1.jpg

 Çok önceden liman tarafındaki iç denize AKDENİZ, Akliman tarafındaki dış denize KARADENİZ demişler.

1.jpg

 İç deniz sakin ve durgun, denizi tehlikesiz, dış denizdeki Karadeniz çoğu zaman dalgalanır, şahlanır ve kararır. Denizdeki dalgalar çok olduğu için girdaplarda olduğu için bizler için dış deniz biraz tehlikelidir.

1.jpg

KUM KAPININ KİLİDİYEM     (Sinop Türküleri)      TERSANEDEN KALKTI EFE ALAYI                 

Kumkapı’nın ah kilidiyem                                                  Tersaneden kalktı efe alayı

Dün gece gelen kimidiye                                                    Millet bahçesinde verdik molayı

Eli elime ah alayım yar                                             Aman Hakkı reis nedir kolayı       Kolu    boynuma ah sarayım yar                                    Bu sene balıkçılık pek yaman

                                                                                                 kaçtı

Aşalım dağlar aşalım                                                          Yüksek gazinoda yanar lambalar

Gel güzel bayramlaşalım                                         Topal Süleyman söyler güzel kantola                                                                                                                                                                                                                                                                    Tarakçı Mustafa göbek çalkalar    

  Kum kapının ah üstüyem ben                              Çifte naraları pek yaman kaçtı                  

   Allar giyenin ah dostuyum ben                                                 (laka lak lak)

Eli eline ah alayım yar…                                                                 şımbırlak şımbırlak

                                                                                                        şımbırlaka lak lak kalkalım 

              hey       1.jpg

Saat beşe çeyrek kala hapishanedeydik. Koğuşları, çocuk ıslah evini, zindanı, hücreleri, Sabahattin ALİ’ nin yattığı yeri, volta atılan yerleri  avlusunu  gezdik-gördük. Hatta gezdiğimiz gün sokak basketbolunun Türkiye elemesi yapılacakmış. Sporcularda hazırlanıyorlardı.

1.jpg

(Sinop Kalesi’nin ne zaman kurulduğu kesin olmamakla beraber MÖ.72 yılında Pontus Kralı IV. Mithridates tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Bizanslıların yaptırdığı konusunda bazı kaynaklarda belirtilmiş ise de kale içerisindeki kitabeler kalenin İsfendiyaroğulları ve Osmanlılar zamanında onarıldığını göstermektedir.

1.jpg

Sinop’ u 1214 yılında ele geçiren Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus kaleyi kuzeyden güneye inen dik surla kestirmiştir. Böylece İç Kale enine bir surla ikiye bölünmüştür. Burada 9.500 m2 lik bir alan mey dana gelmiş bu yerde Sinop Hapishanesi kurulmuştur

1.jpg

1.jpg

II. Meşrutiyetin kurulmasından sonra Sinop Cezaev ine siyasi mahkumlar getirilmiştir. Cumhuriyet döneminde de hapishane olarak kullanılmış ve bu durum 1997 yılına kadar sürmüştür. Hapishanede Türkiye’de ilk kez bir uygulama yapılmış, mahkumların birer sanata yönelmesi için çalışılmıştır. Bunun için içeride atölyeler kurulmuştur. Mahkumların yaptığı küçük sanat eserlerinin satılması ile de onlara maddi olanaklar sağlanmıştır.

2.jpg

Sinop cezaevinin bir özelliği de birçok fikir suçlusu ve yazarın burada mahkum olarak bulunmasıdır. Tarihi Sinop Kapalı Cezaevi, bir dönem “Anadolu’nun Alkatrazı” tabiri ile de tanınan ve 1999 yılında kapatılarak müzeye çevrilen cezaevidir. Tarihi eskilere dayanan yapı, şiirlere, şarkılara konu olmuştur.)

Sabahattin ALİ bir çok şiirini burada yazmıştır.

1.jpg

                                   ALDIRMA GÖNÜL

Başın öne eğilmesin                                     Dertlerin kalkınca şaha

Aldırma gönül aldırma                                Bir sitem yolla Allah’ a

Ağladığın duyulmasın                                  Görecek Günler var daha

Aldırma gönül aldırma                                Aldırma Gönül aldırma

 

Dışarıda azgın dalgalar                                 Görmek istersen denizi

Gelir duvarları yala                                      Yukarıya çevir yüzü

Seni bu sesler oyalar                                               Deniz gibidir gökyüzü

Aldırma gönül aldırma                                Aldırma gönül aldırma

Kurşun ata ata biter                                                Yollar gide gide biter

Ceza yata yata biter                                    Aldırma Gönül aldırma. 

                                           Sabahattin ALİ  

1.jpg

Sinop Tarihi Ceza evinde çekilen filmler;

1-PARDON Yollar gide gide biter                                                                                        2- Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olma

     Çekilen diziler ise

1-Parmaklıklar Ardında

 2-Esir Şehrin Gözyaşları                 

3- Köpek       

  4-Tatar Ramazan

Hapishane gezimizi seri bir şekilde bitirip, HAMSİLOS’ a yol aldık. Sinop’ a gelipte Hamsilos’a merhaba demeden olmaz… Etrafı ormanla kaplı adeta gölü andıran yapısıyla, sarp kayalıklarla çevrili ender koylar dandır. Türkiye’nin tek doğal Fiyordu. Zamanları olsaydı arkadaşlarımız deniz ede buradaki cennet köşede girerlerdi fakat zaman yoktu. Fotoğraflar çektirdik. Dönüşte  Akliman’ daki Tekne çekek yerinde de bol bol fotolar çekildi. Artık gün batımını FENER’ de yakalamak lazımdı. Yollar bizi TÜRKİYE’ nin en uç noktası İNCEBURUN’ a götürdü.

1.jpg

Gerçekten gün batımı harikaydı, anlatılmaz yaşanır sadece…Arkadaşlarımızı doğa güzelliğine sahip nadide yer olan  fener de stresimizi attık. Manzara fotoları çektiler, tabii bizlerde o güzel karelerde yerimizi aldık. Selim, Zübeyde, Nurcan ve Selda güzel fotolar için teşekkürler.  Saat durduğu yerde durmadığı için akşam ezanda yaklaşıyor. Nurcan arkadaşımız niyetli. Vakit nakittir diyerek döndük geri ve bu sefer sahilden inecektik Karadeniz’ in incisine. Sahilden gün batımı renk armonisi ile soluğu SİNOP ÖRNEK MANTI da aldık. Çorbalar ve cevizli-yoğurtlu mantı sipariş verildi, peşinden ev baklavası. Aç karınlarımızı doyurduk ve karşıdaki KOTRA cıya geçtik. Tarım dan emekliye ayrılıp kotra iş yerini açan personelimizde alış-verişlerimizi yaptık. % 50 ye varan indirimin ide yaptı. Teşekkürler.  Arkadaşlar misafirhaneye ben eve gidecektim ve tekrar çarşıya inecektik. Gelip aldılar ve Ferhan’ ıda geçerken aldık. İlk önce ŞAHİN TEPESİ idi yönümüz. Şehr-i Sinope ye tepeden baktık.  Aşıklarda gezdik, iskele yaptık ve yalıda simit çay olmadan olmaz dedik.

Ve sizlerle yazmış olduğum şiiri mide paylaşayım çünkü tam sırası…

                                               UNUTULMAZ 

Karakum’un karasına,                                  Aşıkların buluştuğu

Sarı kumun sarısına,                                    Sevdalıların kavuştuğu

Akliman’ ın ince kumuna,                           İnsanların konuştuğu

Ormanı yeşil ve mavisine.                           Karadeniz’ in yosun kokusu

Yalının simitine, çayına,                               Unutulmaz, unutulmaz….

Çayın tav olmuş demine,                                              01/07/2013

Can dostların sohbetine,                             Kevser YALÇIN KARADAŞ

Salkım söğüdün gölgesine.

1.jpg

Arkadaşlarımız sabah saat 05_00 den beri ayaktalar. Yorgunlar. Sabaha zinde olmak lazım, çünkü Erfelek Tatlıca Takım Şelalelerine gidilecekti. Arkadaşlarımız gelmeden önce Mete beyle görüştüm ve etkinlik düzenledik. Mete bey aracımızı kiralamıştı. Sabah 08_30 da yola çıkılacağı için dinlenmenin zamanı geldi de geçiyordu. Sağ olsun Selim kardeşim eve kadar bıraktı.

1.jpg

            29/06/2014 Geç olduğu için bende hemen yattım, sabah erken kalktım ve dostlarıma meyveli kek çırptım, Erfelek ilçesinin katlamasında (gözleme) meşhur olduğu için açık olursa arkadaşlarımız ada tattırmak lazım diye düşündüm. Sabah en son ben üst geçitin oradan bindim. 16 kişilik ekiple ver elini Erfelek. Erfelek’ ten son alışverişler yapıldı ve Şelalelere doğru yol aldık derken Erfelek Barajının orada durup fotoğraflar çektirdik. Çok güzel fotolar oldu doğrusu. Erfelek derken biraz ilçemden bahsedeyim.  Yeşilin binbir tonu ve dünyanın cennet köşesi diyorum.  Yazın renk cümbüşü ayrı güzel hazanda ayrı güzel, gerçekten doğa harikasıdır ilçem. Yürüyüş parkuru bol olan ilçem küçük olmasına rağmen dostluklar çok güzeldir. 1960 1 Nisan da Karasu 1 nisan şakası yapıldığı tarihte ilçe olmuştur. Önceki adı KARASU’ dur. Bununla ilgili yaşanmış bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim.  Bir memur Erfelek’ e atanmış. İl dışından garaja gelmiş ve bekliyormuş Erfelek’ e giden araçları. Boyabat, Gerze, Ayancık, Türkeli, Karasu diye bağırıyorlarmış. Hiç Erfelek olarak anons eden olmamış. Memur sabahtan akşama kadar beklemiş, birisinin dikkatini çekmiş siz nereye gidecektiniz hemşehrim diye sormuş; Erfelek ilçesine atandım oraya gideceğim ama buradaki araçlar gitmiyor galiba demiş. Soran vatandaş gülmüş nasıl olur sabahtan beri araç gidiyor demiş.  Karasu yu bilmediği için memur arkadaşımız akşama kadar garajda boşuna beklemiş. Biz Sinop’ ta Lisede okurken de Karasu karasu derlerdi, artık Erfelek diyorlar.:) Erfelek te kestane, kiraz ve Erfelek armut u meşhurdur. Kestaneden ilçemizde Kestane Şekeri yapılıyor. Hatta İstanbul Fethini gören kestane ağaçlarımız var Erfelek İnesökü köyünde, adın ada PADİŞAH KESTANE’ si denmiştir.           1.jpg 1.jpg

 Milli Parklar tarafından koruma altına alınmıştır. Genelde Eylül ayında o tarafa yürüyüş yaparken kestane baş aşağıda yapıyoruz. BAŞAK; kestane ağaçlarından yani kozalardan yere düşeni herkesin toplama özgürlüğü vardır onun adı-nada başak yada denir. Toplaması çok zahmetli bir iştir. Kozalağı dikenli olduğu için maşa gibi aletle toplanır.

Erfelek Barajında kalmışız bir adım atamamışız…:) Derken Şelalelere geldik. Son hazırlıklar yapıldı, tozluklar takıldı. Vira Bismillah 16 kişilik ekiple tırmanışa geçtik. İlk tırmanış insanı ilk etapta çok yoruyor, çünkü çok dik rampa. Rehberimiz Kulüp Başkanımız Mete beydi.  Mete Bey tedbirli olduğundan bazı yerlerde bağlı ipler yeterli olmayabilir diye ip de getirmiş. Cumartesi akşamı yağmur yağdığı için yerler ıslaktı. Çok temkinli basmamız lazım yerlere. Şelalelerden tırmanmaya başladık yeri geldi iplerle, yeri geldi el ele tutarak. Manzara görülmeye değerdi.

1.jpg

 Şelalelerin biri bitiyor, biri başladığı için, Ankara’dan gelen dostlarımız çok beğendiler. İrili-ufaklı derken 28 adet şelalelerin hepsinden geçip, molada dinlendik. Ha bu arada 16 kişilik ekipten yarımız düşmeyi becerebildik…:)

1.jpg

Düşmesini bilen kalkmasını bilip, yol ada devam etmesini en iyi şekilde yaptık. Yayık ayranları buz gibi suyun içerisindeydi ve ayranlar içildi. Badimle ben bardakları yıkadık, Mestan kardeşim not yazdı. Not yazdık ama parasını kabın altına bıraktık…7-8 yıl önce ünlü mankenler şelaleye gelip çekim yapmışlardı. Dipnot olarak yazayım dedim.

1.jpg

 Dönüş yolu patika dandı ve iniş çok çabuk oldu. Hep birlikte masalara geçtik. Azıklarımızı çıkarttık ve niyetli olanların orucunu ALLAH kabul etsin. Bizler bir şeyler atıştırdık.

1.jpg

Bu arada Erfelek Belediye Başkanı Muzaffer ŞİMŞEK’ te oradaydı. Topluluk fotoğrafına davet ettik. Hep birlikte fotolar çektirdik. Hatta elimizde Erfelek broşürü yok misafirlerimize vermeye dedim. Muzaffer abi not yazdı, uğrayıp alın dedi. Keşke önceden haberimiz olsaydı hemen hazırlatırdık dedi. Sohbetler edildi, masalar toplandı.

1.jpg

Yolcu yolunda gerek misali yollarımız daha bitmedi. Vedalaştık ve aracımıza bindik. Erfelek’ te kitapçıkları almak için durduk. Belediye başkanımız arayıp hediye çantaların içine birer kitapçık koyup hazırlamışlar. 16 kişi ye dağıttık ve 2 fazlalığı da Ankara’ lı dostlara verdik. Erfelek li Şairimiz Ahmet Muhip DRANAS’ dan söz etmeden geçemeyeceğim.                   

FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,               Hala dağları karlı Erzican’damısın?

Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.                 Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;

Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,               Hatırada kalan şey değişmez zamanla.

Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!                       Ne vefalı komşumdun sen Fahriye abla!

Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen

Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla

Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!                                   Ahmet Muhip DRANAS

Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,

Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;

Güneşin batmasına yakın saatlerde

Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.

Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;

Bahçende akasyalar açardı baharla.

Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;

Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.

İçini gıcıklardı bütün erkeklerin

Altın bileziklerle dolu bileklerin.

Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin;

Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.

Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,     1.jpg

   Şairimizin adını ölümsüz kalması için Sinop Üniversitesinin Uygulamalı Oteline verilmiştir. Salı köyünde çamların altına dublex ahşaptan evini yaptırmış olup içinde hiç oturmak kısmet olmamıştır. Hatta bir ara müze yapmayı düşündülerse de devlet büyüklerimiz, galiba kaderi ile şimdi baş başa bırakılmış bir durumdaL Ünlü şairimizin şiirini paylaşıp Erfelek türkülerini paylaşmadan olmaz.

1.jpg

KARASU’ DA PAZAR VAR.

Karasuda pazar var

Nazmiyemde nazar var

Çok sallanma Nazmiyem

Senden daha güzel var

Trenden mi indiniz

Vapura mı bindiniz

Birer  birer baş olmaz

Cümleden hoş geldiniz 

Oy niye vay niye

Nazmiye oy oy

1.jpg

Bu türkünün kendine ait, yöreye has oyunuda vardır. Kaşıklarla oynanır.  Bir zamanlar ben Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünde çalışırken, bizden Sivas’ a giden ekip folklör yarışmasında bu oyunu ile derece almıştı. Eski anılarımda tazelenmiş oldu bu arada…

1.jpg

Aracımızla  BEKTAŞAĞA GÖLETine gittik. 

1.jpg

Bir ay önce gittiğimde GERDAK’ lı dostlarımızla yerde beton faslı yoktu. Burasını İş kadını Serpil Hanım almış. At çiftliği ve düğün yeri yapılıyordu. Düğün yapılacak alanlara merdiven betonlar atılmış, haliyle doğal görüntüsü bozulmuş. Toprak kalsaydı olmaz mıydı acaba? Bizler etrafı gezdik birkaç kare fotolar aldık.

Yeşil ormanın içinde ve karşında gölet manzarası güzel gerçekten. İnşallah bu güzellik bozulmaz. İki tane gözetleme kulesi var. İnsan elinin değdiği yer niçin doğaya zarar verir ki?… Buradaki gezip-görme işini bitirdik ve aracımızla istikamet Sinoppp. Ben eve uğrayıp elbiseleri değiştirip, arkadaşlarla yolumuz BOYABAT.  Ben evde hazırlanırken arkadaşlarda DİOJEN heykelinde fotoğraflar çektireceklerdi. Zamanla savaşıyorduk, Boyabat Kaya mezarını ve Kale vardı planda. Gelende akşamdı o yüzden seri hareket ettik.

                                                           Diyojen

1.jpg

Diyojen, MÖ 412 – MÖ 323 yılları arasında yaşamış Kinik felsefesinin öncüsü ünlü filozoftur. Sinop’ta doğmuş   Korint’de ölmüştür. Sinoplu Diyojen ve Kinik Diyojen olarakda  bilinmektedir.  Doğum: M.Ö 412, Sinop Ölüm: MÖ 323, Korint, Yunanistan Ebeveynleri: Hicesias.  Babası ünlü bir bankacıymış. Babasıyla birlikte çalışırmış. Zamanla altına değersiz madenler karıştırdıkları için suçlu bulunmuşlar. Kalpazanlık yapmayı bırakıp kendini filozofi düşüncelere adamıştır. Ünlü İskender’e “Gölge etme başka ihsan istemem” diyebilecek kadar da cesaretlidir. Hatta bir gün elinde feneri ile Sinop sokaklarında “ Adam gibi adam arıyorum” diye dolaşmıştır. Eski ota garda fener elindeki heykeli ile  gene adam aramaya devam etmektedir…

1.jpg

            Arkadaşlar 17_00 de geldiler, saat 18_00 de Boyabat taydık. Kral mezarlarına doğru yol aldık. Tabi ben bu arada yoluda şaşırdım

1.jpg

SALAR Köyündeki Kral mezarına geldik. M.Ö 7. Yüzyıla ait olan kaya mezarlarının en üst başında aslan ve kartal figürleri var. Sütunlar ise aslan biçimde işlenmiştir. Aslan figürü frikyalılar zamanında mezarları koruyan bekçiler anlamında gelirmiş. Kartal ise ruh kuşu olarak anılmış. Kalker kayanın üzerinde yer alıp, tepeden ise Gök ırmak ovasını izlemektedir. Tepeden bizde ovaya baktık. Fotoğraflar çekindik ve bu sefer yolumuz

1.jpg

Boyabat Kalesi idi. Kale şehre girişte misafirlere merhaba diyor. Tepeden selamlıyor.  Adeta Boyabat başına taç takmış şekliyle kale olanca ihtişamıyla duruyor. Ben de buradayım beni görmeden gitmek olmaz dercesine. Sakın darılma ha, tabi ki sana da merhaba demeden olmaz. Bende arkadaşlarımın sayesinde ilk defa kaleye çıkacağım. Araçla bayağı gittik ve merdivenli bölmeden başladık yukarıya tırmanmaya… Keşke merdivenleri saysaydım. Söz ikinci çıkışımda sayacağım. Aman yarabbi, çık çık bitmiyor, kale bize bakıyor biz kaleye derken kavuştuk birbirimize.

1.jpg

             Kalenin tarihi ise Milattan Öncelere dayanır. Paflagonya’lılar tarafından yapılan kale, Taa MÖ 2700 yıl yaşı olan bu tarih halkın gözdesidir. Kale Roma, Bizans ve Osmanlı olmak üzere üç İmparatorluğun izlerini taşıması ise kalenin zengin tarihini bir kez daha gösterir. Kalenin hikayesini kes kopyala olarak paylaşacağım.

1.jpg

                                                               Kırk kızların Hikayesi

 Kale ile Kırk kızlar kayası önceleri bitişik büyücek bir kaya imiş.Bu büyük kaya üzerine Boyabat kalesi yapılmış. Bu kaleyi başka başka uluslar ele geçirmiş ve orada barınmışlar. Günlerden bir gün düşmanları kaleye saldırmışlar. Kalenin yöneticisi, kadın kız herkesi kaleyi korumaya çağırmış. Kaledekiler topluca kale çevresinde düşmana karşı çıkmışlar. Kırk kızlar Kayasının yönü kaleye girmeye ve saldırmaya daha müsait imiş. Kale beyi düşmanların çokluğunu görünce kalenin bu durumda korunamayacağını anlamış, saldırıyı önlemek için hemen kılıcını çekmiş ve Allah’a sığınarak bu kaya kütlesine tüm gücüyle vurmuş, kaya bir anda ikiye bölünüvermişler. Yarılan kaya arasından başlamış bir çay akmaya. Karşı kaya üzerinde 40 kız kalakalmış ve başlamışlar ağlamaya…Önlerinde düşmanlar arkalarında dik ve yüksek bir uçurum. Kurtuluş umudu kalmayınca hep birden başlamışlar Allah’a yalvarmaya “Ulu Allah’ım bizi kurtar. Ya taş yap ya da kuş yap” diye. Allah dileklerini kabul etmiş kızlar bir anda orada taş oluvermişler. Bu nedenle bu kayaya “Kırk kızlar kayası” denilmiş.

1.jpg

Bizler kalenin doruğuna çıktık. Bayraklı bölümüne, selim, Nurcan, Selda, Zübeyde  güzel fotolar çektiler. Her çıkışın bir inişi olur misali başladık aşağıya inmeye saat 20_10 geçiyor. Boyabat’ ın türküsünü paylaşmazsak ayıp olur diyerek ten, yöreye ait türkü sözlerini siz dostlarla paylaşıyorum.

1.jpg

TABAKLI’nın DERESİ

Tabaklı’nın deresi de

 Boybat yolu neresi

     Doktor gelmiş sarıyor da

 Sade kurşun yaresi

Ninani nininay

 Ninayı nininay

 Nininay nininay

 Ninay nay

Tabaklı’nın kayası da

 Cayır cayır yanası

 Oturmuş da ağlıyor da

 Muhlise’nin anası

Ninani nininay

 Ninayı nininay

 Nininay nininay

 Ninay nay

Çay aşağı çay taşlar da

 Gözümden akan yaşlar

 Ben sevdaya tutuldum da

 Siz tutulman gardaşlar

Ninani nininay

 Ninayı nininay

 Nininay nininay

 Ninay nay

1.jpg

            Ve geldi çattı ayrılık zamanı. Ankara’dan gelen dostlarımızla dolu dolu gün geçirdik. İnanır mısınız dakikalarımız bile dolu geçti. LUKKA etkinliğinde ADRASAN’ da çadır komşuyduk. Burada daha güzel vakit geçirdik birbirimizle. ADRASAN’ daki yangın için gerçekten çok üzüldüm. LUKKA etkinliği dönüşünde yolda gördüğüm yazıyı tekrar paylaşacağım ”ELİNLE YAKTIĞIN ATEŞİ, GÖZYAŞINLA SÖNDÜREMEZSİN” Dostlarımızla ayrılık zamanı geldi-çattı. Tabi ki vedalar buruktur her zaman. Bizler buruk olsa bile dostluğumuzu daha da çok perçinledik. İyi ki varsın, iyi ki buralara kadar geldiniz, siz değerli dostları yakından tanıma fırsatı yakaladık. Unutmayın burada her zaman bir kapınızın olduğunu. Selim, Zübeyde Banu, Nurcan, Selda; Her zaman yolunuz açık ve aydınlık olsun.

Başka faaliyetlerde buluşmak üzere şen ve dostça kalın…

Kevser YALÇIN KARADAŞ

İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü/SİNOP                                         

07/07/2014

 

 

 

 

 

 

DOĞADA HAYAL KURMAYA GEREK YOK; ZATEN HAYALİN İÇİNDESİN DOĞAN YUVASI_ERFELEK -2015

 

DOĞADA HAYAL KURMAYA GEREK YOK; ZATEN HAYALİN İÇİNDESİN

DOĞAN YUVASI_ERFELEK

12299281_10153790204179181_4050702540483605357_n (1).jpg

22 Kasım 2015 de saat 08:00 de yola çıktık. Bu haftada gelenler azınlıktaydı. Kimi arkadaşımız Gürcistan’da, Kimi İtalya da kimi k Samsun da badim ede misafir gelecekmiş. Bizler tüm arkadaşlar adına yürüdük. Aydınlar köyü(Doğan yuvası) Domuz dağı ve Karaçayır yaylası idi rotamız. Buradan Kulüp başkanımız Mete KARAKAŞ, Bölge müdürümüz Oğuz BAYAZIT ve Erfelek Mal Müdürümüz Şennur ÇERTEL ve bendeniz özel araçla yola çıktık. Erfelek ten Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü Beyhan BAŞKAN ŞEN’ ide alarak yola çıktık. Bu rota biz dağcılar tarafından ilk defa yürünecekti. 2005 den beri Dağcılığın içinde olmamıza rağmen hiçbir dağcı kulüp buraya yürüyüş düzenlemedi. İlk defa bizler milli olma yolunu seçtik. Neyle karşılaşacağız, bugün bizler neler yaşayacağız sizler ler le paylaşacağız inşallah. Erfelek İlçemize 7 km mesafede bulunan eski adı Doğan Yuvası yeni adı Aydınlar köyüne yol aldık. Yukarıya doğru çıktığımız için rakım yükselmeye başladı. 679 rakımda yürüyüşe başladık. Halilin türbesi tepesi eteklerinden tırmanışa geçtik. Tırmanırken biraz dikenlerle savaştık. Böğürtlen dikenleri gibi değil de sanki Ahududu ağaçları gibiydi, ağaçları diyorum, iri yaprakları vardı. Yürürken arada kuşburnu topladık. Kuşburnu meyvesi kocamandı.  Tepeye çıktığımızda yüzen şehir Sinop bize sanki el sallıyordu, manzara tek kelimeyle harika idi. Tırmanışla birlikte 868 yüksekliğe (Rakım) a ulaştık. 

12299319_10153790203669181_2174240558334517145_n.jpg

Tekrar yoldan yürümeye başladık, hem yürüdük hem de yükseklik olarak tırmanıyorduk. Yol kenarında Altın Çilek meyvelerine rastladık. Hepimize yetecek kadar vardı. Altın çilek meyvesin den de vitaminimizi aldık. Hatta arada Töngel ağaçlarından töngel meyvesinide tattık. Yol üstündeki kütüklerde çay molası verdik. Çaylarımız içtik. Simitlerimizi ve meyvelerimize yedik. Karnımızı tok eyledikten sonra yine tırmanışa geçtik. Sülün gibi kayın ağaçlarını görmek lazımdı, gerçekten çok güzeldi.  Karaçayır yaylasına 1025  rakımda eriştik. Dümdüz çimlerle örtülü bir yaylaydı, etrafında tepeler, ve ormanlar vardı. Karaçayır yaylasından tekrar orman içine girdik. Orman içindeki tüm hazan mevsiminin renkleri görmek mümkündü. Hatta kuru yapraklar üstünde, yaprakların söylediği şarkılar eşliğinde yürüdük. Onlar bizlere sesleri ile eşlik ettiler.

12289729_10153790206624181_8047655406952599950_n (1)

Kayın ağaçları ormanın içinde abide gibi dimdik biz buradayız diyorlardı. Şansımıza havada günlük güneşlikli idi. 1000 rakımı geçtiğimizi söyledi Bölge müdürümüz. 1100 yüksekliğe kadar çıktık. Orman içinde Küllük tepesi eteklerinden yürüyüşe devam ettik.  En yüksek yerden bu sefer inişe başladık. Fotoğraflar çektirerek iniş eğlenceliydi. Hatta bir ara Kanlıca mantarı bulduk ama genç olmadıkları için almadık. İnişe geçtik inişten sonra geri dönüp baktığımızda hayret ettik, dimdik yamaçtan aşağıya inmişiz. Domuz dağında hiç domuz sürüsüne rastlamadık, bir ara Oğuz bey uzaktan seslerini duyduğunu söyledi. İyi ki domuzlarda dağlarda yaşıyorlar, sanki bizler için patika yol açmışlar. Onların açmış olduğu patika yoldan inmeye başladık. Çok güzel di bol oksijen, sohbet ve şehrin gürültülü ortamından dışarıya çıkıp, doğa ile haşır-neşir olmanın keyfini çıkartmak herkese nasip olmaz.

12227821_10153775845374181_4544385267686011381_n12697352_10153971528409181_3706906966237620142_o.jpg

Dağcılıkta gönüllülük esastır, zorlama ile asla olmaz. Doğayı sevenler bunu canı gönülden tatbik ederler. Bu haftaki renk cümbüşü anlatılmaz yaşanır diyorum. İnişe ve köye az kaldı derken, Mal müdürümüz inerken taşa takılıp düştü. Arkasında ben vardım. Sakın kımıldama geliyorum dedim. Ayağım kırıldı galiba dedi, ayağını oynattırdım, oynatabiliyordu, ayağınız burkulmuş olabilir dedim. Ayağını şalı ile sardım. Kendine gel öyle kaldırayım dedim ve kaldırdım. Beyhan da geldi aşağıya yola indirdik. Mete bey aracı almaya gitti, bizler bekleyelim dedik. Bekleyemedik de biraz yürüdük, Mete beyin gittiği yol uzundu, tepeden bakınca köyün içindeki caminin minaresini görüyorduk. Bölge müdürümüz Sayın Oğuz bey haritadan baktı ve patika yoldan inelim dedi. Şayet beklemeyip biz patikadan ve orman içinden köye inebilseydik, Mete beyden önce inecektik. Mete beyle cep telle irtibat kuruyorduk. Bazen de telefonu çekmiyordu. Şennur hanıma hepimiz yardımcı olduk. Kan şekeri düşmesin diye şeker verdik. Ara ara su içti. İlk yardım kursu almış olan Bölge Müdürümüz, sedye yaptı, biraz sedye ile taşındı. Bu tür ufak-tefek kazalarda ilk yardım kursu çok işe yarıyor gerçekten. Tekrar geri dönüp domuzların açmış olduğu patikadan köye inmeye başladık. Biraz Şennur hanım için kolay olmadı ama hepimizde elimizden geleni yaptık. Nihayet Mete bey bizden önce aracın yanına gelmişti, bizlerde sağ salimen aracın olduğu yere hep birlikte indik. Tellerimizin şazlarda bittiği için gökyüzündeki renk armonisini fotoğraflayamadık. Aracımıza bindik, Beyhan hanımı Erfelek te bıraktık. Şennur hanımı Sinop acile getirdik. Kardeşleri hepsi bekliyordu. İşlemler için içeriye girdiler bizlerde evlerimize döndük. Şennur hanımı aradım, çok şükür kırık-çatlak herhangi bir şey yokmuş. Bugün tekrar ortopediye gidecekti. Bununla geçmiş olsun diyoruz kulüp olarak üyemize. ALLAH cemi-cümlesiyle birlikte kaza ve beladan korusun bizleri. Dağcılıkta her türlü riskler vardır. Yeri gelir yuvarlanırsın, yeri gelir ayak bileğini kırarsın, çığ altında kalırsın. Bunların hepsi biz insanlar için.  Rabbim bizi tüm kazalardan korusun… 15 km  yürüdük. Bir yürüyüşün sonu nada böylelikle gelmiş olduk. Keşke hiç bir kaza yaşamasak ama oluyor önüne geçmek imkansız.  Güle oynaya başladığımız yürüyüşümüzü yine de güzel sonlandırdık diye düşünüyorum. Haftaya buluşana kadar sağlıkla ve şen kalınız. Fotoğraflar için, Beyhan hanıma, Oğuz beye ve Mete beye teşekkürler… Emeği geçenlerin emeklerine-yüreklerine ve ayaklarına sağlık. YÜRÜYÜŞ YOLLARIMIZ AÇIK VE AYDINLIK OLSUN…

                                   Kevser YALÇIN KARADAŞ/SİNOP   22/Kasım-2015

ABALI-TEKKE SÖKÜ mahallesi ve Bektaşağa Göleti(Trekking)2015

12227724_10153775842029181_8953541861107916245_n (1)

Sinop Orman Spor Gençlik Kulübü Dağcılık ve Doğa sporları olarak bu haftaki yürüyüşümüz çok güzeldi. Her zaman ki gibi 15/11/2015 de sabah 08:00 de aracımızla Valiliğin yanından hareket ettik. Hastane durağından Beyhan hanım ile Gülderen hanımı aldık. 9 kişilik ekiple yola çıktık. Abalı mevkide araçtan inip ormanın içine dalıp yürümeye başladık. (Havalar serinleyip günler kısaldıkça, doğanın örtüsü de inanılmaz güzellikteki renkleriyle bize değişimi yaşatır. Sinop’un en güzel doğal kayın ormanlarında yaşanan renk şöleninde kırmızının, yeşil ve sarının binlerce tonu birbirine karışır. İşte sonbaharın sonsuz renklerini görebileceğiniz Sinop Keçideresi kayın ormanlarından en güzel doğa resimleri. Sonbaharın gelişi akla nedense durgunluk ve sıkıntı getirir. Oysa ki, yazdan bile canlı renkleriyle, cıvıl cıvıl atmosferiyle bu mevsim, insanı büyülüyor. Biz bu hafta sonu bu güzellikleri doyasıya yaşadık. Mantar hakkında bilgi; Şemsiye mantarı (Lepiota procera) 

12243061_10153775844439181_8349643631148262666_n.jpg
Mantarın bilinen adı Şemsiye Mantarı dır. Turna Bacağı diye de adlandırılır. Mantarın adı, çok büyük bir şapkası ve şapkasına göre dar ve uzun bir sapa sahip olmasından gelmektedir.

10387219_10153775841929181_4665228960007477265_n.jpg
Sapın boyu 30-40 cm yi, şapkasının çapı da 40-50 cm yi bulabilir.
Şapkanın üzerindeki kahverengi zar, şapkanın büyüyüp gelişmesiyle birlikte parçalanır ve açık renkli şapkanın üzerinde pullar şeklinde kalır.
Ali Rıza ÇAYLIOĞLU)

12227585_10153775844054181_565612904728584728_n.jpg

Orman içinde renkleri görmek lazım, yerde hazan yaprakları ise bambaşkaydı. Bazen de yeşil çimenlerin üzerinde yürüdük. Orman içinde sarı mantar, kanlıca ve Turna ayağı verilen mantarlardan topladık. Bazen ara kısa molalarda doğayı dinledik. Ağaçların kendi arasında fısıldaştığını sanki duyar gibi olduk. Toprak ana boşuna üretkendir dememişler. Ormanda mantarlar, yol kenarlarında  döngeller. Trabzon hurmaları ise turuncu sanki ağaçta ışık gibi duruyorlardı. Hatta birbirimize takıldık aynı akşam mantarları pişirmeyelim, sırayla pişirelim…

12243405_10153775844544181_4469695069162120583_n.jpg

Gerçi aramızda Sayın Bölge müdürümüz Oğuz BAYAZIT, Kulüp başkanımız Mete KARAKAŞ mantar hakkında bilgileri vardı. Mete beye gösteriyorduk topladıklarımızı zehirlimi- zehirsiz mi diye… Abalıda ormanın içine girip 6 km falan yürüdüğümüzde yılkı atlarını gördük. Yeşil, sarı, kahvenin bin bir tonunda gözlerimiz bayram etti. Orman içlerinde renkler bize adeta Showlarını sundular. Tekke köyünün Sökü mahallesinde öğle yemeği molası verdik.

12235074_10153775843399181_6100788775628890535_n.jpg

Herkes getirdiği azıklarını çıkartıp yedi. Badim Ferhan Subay düğmesi kurabiyelerinden yapmıştı bizlere sözü vardı, hepimiz yedik, ellerine sağlık badim. Yemekleri yedik, yola koyulduk. Orman içinden mantarlar toplayarak arada Hidayet hocamın sesinden şarkı dinledik. Anayola çıktık. Ana yoldan tekrar orman içine dalıp rotamız gölet idi. Orman içinden hepimiz bol oksijenlerimizi alarak tepeden aşağıya inmeye başladık.

12243465_10153775844954181_699236643926021268_n.jpg

Az gittik uz gittik derken Gölet’in sınırları içinde bulunan derenin üzerine yapılan köprüye ulaşıp, hep birlikte fotoğraflar çektirdik. Orman içinden gölet in kenarına indik. Sular bayağı çekilmişti, daha önce yürüdüğümüz zamanlarda su olan yerler toprak zemin olmuş…Yine bu anları ölümsüzleştirelim diye istedik. Bu hafta sonu doğada gözümüz ve gönlümüz doydu… Bazı arkadaşlarımız yurt dışına tura gittiler, bazıları kursa gittiği için evde ödev yaptıkları için aramızda olamadılar. Şunu bilin sevgili arkadaşlarımız yokluğunuz her zaman fark ediliyor…

12274189_10153775845259181_2030391892185752803_n.jpg

Bektaşağa Gölet inde Yıldız park işletmeye geldik. Ateş yanmış kömür yapılıyordu bizlerde yanan ateşte terimizi kuruttuk. İşletme sahipleri Ayşe YILDIZ hanım ve eşi yanımıza geldiler. Semaver çayı yapıldı hemen ikram ettiler. Çay sohbet derken ayrılık vakti geldi.

12274436_10153775845054181_1998460820187142735_n.jpg

 

Bu hafta sonunda dolu dolu bir gün geçirdik. Ayşe hanıma ve eşine çay için teşekkür ettik, yolcu yolunda diyerek aracımıza geçtik. Sinop a dönüş başladı. Erfelek Banka müdürümüz Gülderen hanım ve Yazı işleri müdürü Beyhan BAŞKAN, Erfelek’e geçtiler.

12243061_10153775844439181_8349643631148262666_n.jpg

Tekrar buluşmak üzere vedalaştık. Fotoğraflar için, Alirıza ÇAYLI, Bölge müdürümüz Oğuz BAYAZIT, Ferhan AÇIKGÖZ, Beyhan BAŞKAN ŞEN’ e teşekkür ederiz. Haftaya buluşana kadar şen ve sağlıkla kalın. YOLLARIMIZ AÇIK ve AYDINLIK OLSUN.

12241647_10153775841749181_1631266307346283461_n.jpg

                   Kevser YALÇIN KARADAŞ/SİNOP

ERFELEK-HASANDERE-RAMLI-KİRAZLI/Dağcılık

ERFELEK-HASANDERE-RAMLI-KİRAZLI

1.jpg

07/12/2014’de Sinop Ormanspor Gençlik Spor Kulübü Dağcılık ve Doğa Sporları Lisanslı üyeleri ile birlikte Pazar günü doğa yürüyüşünü yaptı. 10 yıllık külümüzün üyeleri ile birlikte ilimiz, ilçemiz ve il dışına etkinlikleri halen sürmektedir. Her Pazar Sinop ili ve ilçelerinde yürüyüşlerimiz sürmektedir. Bazen de il dışındaki etkinliklere ve Zirvelere kulüp olarak katılıyoruz.

1.jpg

                 Kulüp başkanımız Mete KARAKAŞ’ ın rehberliğinde bu haftaki yürüyüşümüzü güle oynaya doğasever dostlarımızla gerçekleştirdik. 10 km ye yakın Çelen Köyünden başlayıp, Kurcalı mahallesinden, Hasandere Kirazlı, Ramlı mahallesinden Çelen köyünde yürüyüşümüzü bitirdik.  Doğa Koruma Milli Parklar Bölge  Müdürü Oğuz BAYAZIT ve eşide bizimle birlikteydi.

1.jpg

Aramıza ilk katılan Milli Eğitim Müdürlüğünden, Eğitim Uzmanları arkadaşlarımızda  yeşil deryası içinde yürümekten çok memnun kaldılar. Tarihi Türk Sanat Müziği Korosundan Emine ÇALIK arkadaşımda katıldı.  Aramıza katılan arkadaşlarımızda çok memnun kaldılar.

1.jpg

Orman içinden kah tırmandık, kah inişe geçtik. Bazen de sessiz olup doğadaki sesleri dinledik. Orman içinden yürürken yeşilin tonlarını ve hazanın renklerini görerek yürümek muhteşemdi diye düşünüyorum her zaman.

1.jpg

Kirazlı mahallesinde mavi köşkün bahçesinde mola verdik.(Recep YILMAZ’ ların evi) Sıcak çaylarımızı içtik yiyeceklerimizi yedik. Tekrar orman içinden inişe geçtik.

1.jpg

Ne demişler; her çıkışın bir inişi, her inişin bir çıkması olur diye boşuna dememişler…:)  Fotoğraflar için Bölge Müdürümüz Oğuz bey ve Ali Rıza beye teşekkür ederiz.  

1.jpg

Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik ve doğa sever dostlarla bir etkinliğin sonuna geldik. Her zaman olduğu gibi Çelen Köyündeki Kahvehanede yorgunluk çaylarımızı içtik ve Sinop’a yol aldık.

1.jpg

YOLLARIMIZ HER ZAMAN AÇIK ve AYDINLIK OLSUN… Pazar günleri doğa yürüyüşünde buluşmak ve görüşmek ümidiyle; dostça ve şen kalın.

 

                                                                                              Kevser YALÇIN KARADAŞ/SİNOP

                                                                                                                             08/12/2014